Ben de çocuklarımı çok sevdim ama kulaklarımda hep büyükannemin, “Uşak aziz, terbiyesi daha aziz…” sözü vardı. Bir Türk ailesine aidiyetlerinin gereğini ve mesaimin izin verdiği kadarını yaptım. Kendisi öğretmen olanın, çocuklarına öğretmenliği yavandır; iş daha çok anneleri götürmüştür. Mükemmeliyet diye bir şey yok, kusurlu birer insandırlar ama ayaklarının üzerinde duruyorlar. Çalışıyorlar ve alın terinin karşılığını alıyorlar, alacaklardır.
Bir baba çocuklarını anınca sevgisi mutlaka galip gelir; lütfen “Aa bize çocuklarını methediyor demeyin. Öyle bir şey değil derdim; hüzn-ü umumidir. “Ben Nesli” diye bir şey var, kitabı da yazıldı, sonra arkasından “Asrın Vebası: Narsisizm” diye bir kitap yazıldı. Bu konuda literatür çok geniş. Sonra bu “Ben Nesli” denilenlere “Z Kuşağı” dediler, öyle gidiyor. Bir işi savsaklamanın yolu kategorize etmek ve etiketlemektir.
Ben Nesli’nin çocukları “biriciktir” ve acayip zekidir. Güzelliğine emsal bulunmaz. Ebeveyn dalkavukluk eder, bu kibarca başından savma yöntemidir. Ebeveynin de kendine göre yoğun işi vardır. Ama çocuk bir defa gazı almıştır, evin hâkimi gibidir. Bir şey bildiklerinden değil, çocuk böyle yetiştirilir düşüncesi de bir yerlerden pompalanmıştır. İnternet, akıllı telefon vs. konusunda parmakları iyi gelişmiştir. Bunu zekâ alameti sayarlar. “Amcası, bizim oğlan yahut kız…” diye başlayan cümleleri, çocuk duydukça kasım kasım kasılır. Misafirseniz, size küçümseyerek bakar, muhtemelen internette sörf yapmaktadır. Bu sörf kilo verdirmez, obeziteye imkân açar. Ama olsun acayip özgüvenleri vardır.
Zaman ilerler, mektepli yavru müthiş bir azametle bilim dünyasına adım atar. Öğretmenin otoritesi maarif uygulamaları sayesinde sıfırlanmıştır ama diyelim ki, ödev verir. Dahi çocuk, tam takım boya kalemiyle güzel bir sunum(!) hazırlar; içi tamamen boştur. Öğretmen, yol gösterse de nafile… Çocuk, annesine babasına durumu söyler ve bir dehayı takdir edemeyen öğretmen “istenmeyen kişi” olur. Öylesine kulağını tutsa, anam kulağım diye feryat eden öğrenci mebzul miktardadır. Zavallı öğretmen, terbiye konusunda en ufak bir ikazda bulunamaz. Hafazanallah bir de görüntü varsa, kanun kuvvetiyle tepesine çökerler. Tam yeri geldi söyleyeyim: Öğrencisi, bir yandan yanağını okşarken elindeki kitabı okuyan öğretmen olayı hakkında ciddi bir tepki görmedim. Liseleri de çok iyi bilirim, bir yolunu bulup okul sonrası uluorta konuşan grupları bir dinleyin. Ben dinledim, tamamını yazmaya içim el vermez. Kız çocuğu oğlanlara, “Seks hariç her yola varım!” dedi, acayip “özgüven” içindeydi. Özgüveni internet dünyasından kaynaklanmaktadır. Reşit gibi görünüyor ve konuşuyor ama henüz çocuk sayılır; reklamı çok yapılan delikanlı kızlar zümresine azıcık erken katılmıştır.
Erken ergenlik, geç olgunlaşma çok dikkat ve rikkat gerektiren bir husustur. Batıda rahatsız edici düzeyde yaşandı. Adamlar “Çocuk anneler” denilen facialardan geçti. Ailelerine şimdi yeniden çeki düzen veriyorlar. Bizimle mukayese edilmeyecek derecede ciddi çaba içerisindeler. Ben, ben, ben diyen; dinlenmek isteyen ama dinletmek istemeyen ve narsisist yetiştirilen nesiller terbiyeyi dalgalanmaya bırakan toplumların sözüm ona geleceğidir. Kendisine gerçek ortam bulamayınca, sanal âleme yönelir; olan aklını da orada heder eder. Çok daha büyük tehlikelerin “sanal toplum” düzenlenmesine açık, kitleleşme olacaktır. Nelere mal olduğunu arap baharı yıkımlarında gördük. Aşılmıştır ve bilgisayarla kişilik formatlanmasına geçilmiştir.
Bu arada siyasiler açtıkları kreşle, çoğalttıkları kadrolarla övünürler. Bol bol da gençlik dalkavukluğu yaparlar. Bugün Z kuşağı dedikleri çocuklar üzerine hesap yapmayan siyasetçi yoktur. Neler yaşandığını ise sahada olanlar bilir.
23 Nisan, 19 Mayıs müsamereleri derken üniversite başlar…
Bilim kurumunda yanında kitap taşıyan öğrenci nadirdir. Sanırsınız ki, kâğıt kalem, kitap, defter bu müesseseye sokulamaz. Bir elde su şişesi, bir elde akılı telefon; sırtlarında mankenlerin ancak meslek icabı giyebildikleri libaslar… Ailelerin çoğunun kitaplığı yoktur; kendilerinin ders kitabı bile yok. Öyle bir özgüven içinde yürüyorlar ki, önlerinde yürümek de zor, arkalarında durmak da. Kafeler, kafeteryalar ağzına kadar akla ziyan çeşitlilikte müşterilerle dolu ve müşteri gani… Değirmenin suyu aile, kredi, burs diyelim ve iyimser duralım. Öğrenci dalkavukluğu en ileri düzeyde ve öğrencinin kim sırtını daha yumuşak okşarsa, o prim yapar.
Bu çocukların hepsi alfabeyi tamamladılar ve oldular Z kuşağı.
Ben de yazıyı tamamladım. Elbette az sayıda kaliteli insan da mezun olur ve mesleğiyle onuruyla hayatını sürdürür. Onların bir kısmı da yurt dışına gider. Toplam insan kalitesi diye bir şey var ve mesleğimi karamsar bir hoca olarak tamamlayacağım. Bu kalite, tüketim toplumu ajanları tarafından tüketecekleri kadar beslenmektedir. Bunların harcamaları da pazarın devr-i daimine lazımdır ve para tekrar sahibine dönecektir. Bu, yeni model az gelişmiş toplumlara mahsus bir kısırdöngüdür.