Camdan dışarı baktığınızda beyaz bir güzellikle karşı karşıyasınız, tabiat arınmış adeta renk cümbüşünden biraz duraklamak istemiş. Dinlenmek ve dinginleşmek için, « arınmak » yazarken bile insan bu kelime ile huzur buluyor. Kimileri kışı sevmez, sadece yaza dır, ya da bahara, tüm sevdası. Kışı yaşamayan yazın kadrini bilmez.
Arınmak sadece yer yüzü için mi olmalı ?
Önce kalbimizi teslim ettiğimiz kötü duygulardan arınarak başlıya biliriz işe. Bir kalp de iman varsa kin öfke olmamalı, kinle uyandığımız gün bize ait değil, kinin avuçlarına teslim etmişiz tüm yaşamımızı o bizi yönlendirmeye başlıyor, kendimizi dolduruyoruz bu yönde ve ziyanda başlıyan bir gün ziyanda devam ediyor.
Başkasının başarısızlıklarından, yenilgilerinden nemalanmak ne büyük bir acziyet. Biz başkalarının mutsuzluğu üstüne mutluluk kurduğumuz vakit çok da sağlıklı bir tutum sergilemediğimizi fark edelim.  Evet kendimizi önemseyelim, çünkü « Eşrafi mahlukatız », lakin « insanların sürekli bizi düşündüğünü, sürekli bizim aleyhimize atıp tuttuklarını var sayarak », paranoyanın eşiğinde olduğumuzu da fark edelim. Sosyal medya hesapları bile bu yönde kullanılmaya başlandı, kırıcı tarumar edici sözler.
Neymiş efendim göndermeler diye adlandırılan, yüz yüze gelseniz hayatta söyleyemiyeceğiz sözleri, klavye kahramanlığı denilen cinsten sergilemek. Bazen açmak istemiyorum, zira kelama tüm latifliğini kaybettirmiş, kelamı hor kullanmak gibi geliyor bana, bir hadis-i şerifte efendimiz buyuruyorki :
 
« Allaha ve ahiret gününe kim iman ediyorsa, ya hayır konuşsun ya sussun ».
 
Bizler ettiğimiz kelamdan sorumluyuz. Sosyal medyada bize ait bir platformda yayınladığımız her sözün sahibi biziz, altında kimin imzası olduğu önemli değil. Evet bu tür durumlardan rahatsızdırız, fakat « Anlamayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az », kabilinden bir atasözü özetler bütün meseleyi. Zaten bizde kimsenin şahsi yaşam tarzına müdahale etme lüksüne sahip değiliz. Lakin bizi söylemleri ile paylaşımları ile rahatsız eden, insanlardan uzaklaşmak, selamı kesmeden mesafe almak, en doğal hakkımız. Karşı taraf, hayatın ve yaşamın kadrini kıymetini bilmiyorsa, bunun faturasını biz ödemek zorunda değiliz, kendi yaşamımızla.
Ve arınmak.
Tabiat misali arınmak.
Kötü sözden kötü söz söyleyenden arınmak.
 
Güne başlarken, sözünün hiçbir hikmet taşımadığını bildiğiniz kimselerle güne başlamayın, telefonla dahi olsa, biliyorsunuz ki hem hayır konuşmayacak, hemde susmayacak. Telefon görüşmelerini en asgariye indirin.
Ve Aşık Veysel dosta her daim açık olan gönül pencerinizden içeri girsin, « İnsan sana değil kastım, cahille muhabbeti kestim ». Karşınızdaki kişinin sizi uğratacağı zarar alanından çıkın, muhabbeti kesin lakin selamı değil, Yaradan rızası için !
Ve arınmak derlemek toplamak dağılan her alanı, duygularımızı, sebepsiz kızgınlıklarımızı. Ya da bahar gelmeden bahar temizliği yapmak, tüm kötü huylarımızı yıkayıp paklamak. İnsan temizi güzeli sever, dağılan çekmeceleri, düzene  koymak, « Temizlik imandan »dır, hadisini sıkça hatırlamak, minik adımlarla hem duygularımızı hemde yaşam alanımızı temiz tutmak. Günü programlamak, daha sonra haftayı, ayı, yılı ? Ebediyyen kalacakmış gibi davranmadan, silkelenmek, bazende silkelemek, yüreğimizi. Tüm negatif duygulardan, yüreğimizi kaldırıp altını üstünü havalandırmak yorulmadan. Kimi zamanda üzerinde oturduğumuz halının altını kaldırıp silmek, tembellik nedeniyle misafir alamamak, çok ağır bir vaka gelir bana, kendimizi yıpratmadan, çocuklarımızı, işimizi, ya da ibdetlerimizi aksatmadan, fırsat buldukça : silmek, süpürmek, hem gönül evimizi, hem yaşam evimizi.
Ne bu kış burda baki, nede biz bu dünyada baki, baki olana yönümüzü çevirip « Arındır » bizi, duasıyla.