Çocuklarda dil ve konuşma gelişimiyle ilgili problemler çoğu zaman okula başlayana kadar fark edilemeyebiliyor. Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, okul öncesi süreçte çocuğun dinlediğini anlama, kendini doğru kelimelerle ifade edebilme ve kelime hazinesinin yaşına uygunluğunu gözlemlemenin şart olduğunu belirtiyor. Sesleri ayırt etme, kafiye bulma ve hece sayma gibi fonolojik farkındalıkların; okuma, yazma ve hatta matematik gibi temel akademik alanların önkoşulu olduğu ifade ediliyor.
"Bekle-Gör" Yaklaşımı Gelişimi Riske Atıyor
Ailelerin ve yönlendirici konumdaki kişilerin "zamanla geçer" düşüncesiyle sergilediği bekleme tutumunun sakıncalarına değinen Güdül, erken çocukluk döneminin beyin gelişiminin ve esnekliğinin en yüksek seviyede olduğu evre olduğuna dikkat çekiyor. Alıcı ve ifade edici dil bozuklukları, konuşma sesi eksiklikleri ve akıcılık sorunları ertelendiğinde çocuğun hem derslerinde geri kalabileceği hem de sosyal içe kapanma yaşayabileceği vurgulanıyor.
Kekemelik Bir Hastalık Değil, Doğal Bir Süreçtir

Kekemeliğin bir hastalık olmadığını ve nöro-çeşitlilikten kaynaklanan gelişimsel bir farklılık olduğunu dile getiren Güdül, rehabilitasyon sürecinde asıl hedefin rahat kekelemek, kolay konuşma becerisini artırmak ve bireyin yaşam kalitesini desteklemek olduğunu kaydediyor.
Okula Başlarken Sabırlı İletişim ve İş Birliği
Kekemeliği bulunan çocukların okula başlama döneminde öğretmenlerle önceden görüşülüp esnek bir tutum sergilenmesi gerektiğini aktaran Güdül, sınıfta zaman baskısı oluşturan hızlı okuma gibi uygulamalardan kaçınılmasını öneriyor. Ailelerin çocuğun sözünü kesmeden, lafını tamamlamadan sabırla dinlemesi ve bu durumu bir eksiklik olarak görmemesi sürecin en kritik adımı olarak öne çıkıyor.




