Diriler mi Ölüler mi Daha Hızlı Çürüyor.!

Bir mezarlığın önünden geçerken insanın içine tuhaf bir sessizlik çöker.

Toprağın altında yatanların suskunluğu, bazen şehirlerin gürültüsünden daha anlamlı gelir insana. Çünkü bazı insanlar ölür; fakat ardında dua, vefa, hatıra ve insanlık bırakır. Bazıları ise nefes aldığı hâlde çoktan çürümüştür.

Bugün modern dünyanın en büyük felaketi, bedenlerin değil; kalplerin çürümesidir.

Eskiden insanlar fakirdi ama gönülleri zengindi. Bir kapı çalındığında “Kim o?” diye sorulmadan açılırdı. Şimdi apartmanlar yükseldi, güvenlik kameraları çoğaldı; fakat insanın insana güveni azaldı. Kalabalıklar arttı ama dostluklar küçüldü. Herkes birbirine yakın, fakat gönüller birbirinden kilometrelerce uzak…

Öyle bir çağdayız ki;

Bir insanın cebindeki paraya bakılıyor, yüreğindeki merhamete değil.

Kıyafetine değer veriliyor, karakterine değil.

Sözünün güzelliğine değil, sesinin yüksekliğine itibar ediliyor.

Oysa çürüme sessiz başlar.

Bir insan önce vicdanını kaybeder.

Sonra utanmayı…

Sonra merhameti…

Ve en sonunda aynaya baktığında kendini göremez olur.

Bugün nice yaşayan ölüler dolaşıyor sokaklarda…

Gülüyorlar ama samimi değiller.

Konuşuyorlar ama hakikati söylemiyorlar.

Seviyor gibi yapıyorlar ama menfaatleri bitince yüz çeviriyorlar.

Toprağın altındaki ölüler bedenlerini kaybetti;

Fakat toprağın üstündeki bazı diriler ruhlarını kaybetti.

İnsan ruhunu kaybedince şehirler büyüse ne olur?

Teknoloji ilerlese ne olur?

Binalar göğe yükselse ne olur?

Kalbi çöken bir medeniyetin ayakta kalması mümkün müdür?

Bizim medeniyetimiz taşla değil, insanla kurulmuştu.

Bir yetimin başını okşayan el, bir çeşme yaptıran hayır sahibi, bir garibe ekmek uzatan gönül; bu milletin gerçek mimarlarıydı. Şimdi ise insanlar birbirinin yarasını sarmaktan çok birbirinin açığını arıyor.

Belki de yeniden insan olmayı öğrenmeliyiz.

Bir annenin duasını, bir babanın alın terini, bir çocuğun masumiyetini, bir yaşlının yalnızlığını yeniden fark etmeliyiz. Çünkü insanı ayakta tutan şey serveti değil; vicdanıdır.

Ve unutulmamalıdır ki…

Toprak, bedenleri çürütür.

Ama hırs, kibir, riya ve merhametsizlik; yaşayan insanı çürütür.

Asıl korkulması gereken ölüm değil; diri diri çürümektir.