Milletimizin geçmişi, umutları, hayalleri, kahramanlıkları, sevdaları, inançları yansımıştı kadim edebiyatımızı oluşturan nadide eserlere? Eşsiz bir dil ve mükemmel bir üslup göze çarpıyordu her bir satırda? Edebiyatımızdaki bu kutlu yolculuğu nihayete erdirdikten sonra edebiyatın hayatın ve dünyanın tamamını kapsadığı düşüncesinden hareketle ve başka milletlerin edebî zevkini daha iyi kavramak fikriyle farklı coğrafyalarda da yolculuğa çıkmaya karar verdik.
Hayatın bütün güzellikleriyle karşılaşmayı umduğumuz bu yolculuğa çıkmadan önce edebiyata yön veren akımlara göz attık. Bunların ilki Klasisizm? Akıl ve sağduyuya önem veriyor? Temsilcileri La Fontaine, Corneille ve Moliere? Daha sonra Klasisizm´e tepki olarak ortaya çıkan akıldan çok duyguların kabul gördüğü Romantizm geliyor? Goethe, J.J.Rousseau, Victor Hugo ve Lamartine temsilcileri? Gözlem ve belgelerin önemli olduğu, gerçekçi bir bakış açısına sahip Realizm sonra? Temsilcileri Balzac, Stendhal, Dostoyevski ve Tolstoy gibi büyük isimler? Nihayet olayların bir bilim adamı gözüyle incelendiği Naturalizm? Temsilcileri E. Zola, Steinbeck ve A.Daudet?
Realizm´in şiire yansıyan şekli Parnasizm? Öncüleri J.Maria Heredia ve Lisle? Yine şiir üzerinde yoğunlaşan, şiirin semboller üzerine kurulduğu düşüncesini taşıyan Sembolizm? Ve temsilcileri Rimbaoud, Boudelaire, Paul Verlaine ve Valery?
Sürrealizm (Gerçeküstücülük) insanın bilinçaltına inceliyor? Temsilciler A.Breton ve Luis Aragon? Bunların yanında Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk) ileJean Paul Sartre ve Albert Camus´u, Sezgicilik (İntüisyonizm) ile Henri Bergson´u, Gelecekçilik (Fütürizm) ile Mayokovski´yi tanıyarak edebî akımlar yolculuğumuzu tamamladık.
Ve Fransız Edebiyatı... Fransa´ya vardığımızda La Fontaine bizi masallarla karşıladı, Moliere´den Cimri´lerin özelliklerini dinledik, Montaigne ile Denemeler üzerine sohbet ettik, Victor Hugo ile Sefiller´i ziyaret ettik, Stendhal ile Kırmızı ve Siyah gerçekleri yaşadık, Paul Verlaine ile Şiir Sanatı hakkında konuştuk, Alain ile Mutluluk Üzerine Sohbetler´e katıldık. Ayrıca Racine, J.J.Rousseau, Balzac, Lamartine, G.Flaubert, E.Zola ve Mauppasant gibi önemli isimlerin olduğunu gördük Fransız Edebiyatı yolculuğumuzda.
Ve sonra İngiliz Edebiyatı... Yolumuza ilk çıkan Romeo ve Juliet, Othello, Venedik Taciri, Hamlet gibi önemli eserlerin sahibi Shakespeare oldu. Rudyard Kipling ile Adam Olmak üzerine muhabbet ettik, Daniel Defoe ile Robinson Crusoe´nun zorluklara mücadelesini hatırladık. İngiliz Edebiyatı´nın önemli isimlerinden Lord Byron, George Eliot, Charles Dickens, Walter Scot, Bacon, Milton, Helley gibi isimleri de hatırlayıp İngiltere´deki yolculuğumuzu nihayete erdirdik.
Yeni güzellikler görmek ümidiyle Almanya´ya düştü yolumuz. Alman Edebiyatı´nda Lessing´in akıl ve sağduyuyu temsil ettiğini, Kant´ın felsefî bakış açısına sahip olduğunu, Grimm Kardeşler´in masal derlemeleri yaptığını gördük? Friedrich Hebel´in modern tiyatronun kurucularından olduğunu, Brecht´in epik tiyatronun temellerini attığını, Schiler´in ayrı bir öneme sahip olduğunu, Geothe´nin Genç Werter´in Acıları´nı nasıl yazdığını ve Henrich Böll´ün Babasız Evler´de neler anlatmak istediğini öğrendik ve Almanya´dan ayrıldık.
Halkın ne tür zorluklarla karşılaştığını daha iyi anlamak gayesiyle Rusya´ya gitmeye karar verdik. Rus Edebiyatı´nda Maksim Görki´nin Ana´sı ile halk mücadelesi verdik, Turganyev ile Babalar ve Oğullar arasındaki durumu gözlemledik? Tolstoy ile Savaş ve Barış arasında gittik geldik, Gogol´un Ölü Canlar´ı nasıl sattığını tespit ettik? Çehov ile hikâyelerin gizemli dünyasında gezdik? Son olarak Dostoyevski´nin Suç ve Ceza´sındaki mükemmelliği fark ettik ve edebiyat dünyası adına sevindik.
İspanyol Edebiyatı´ndan Cervantes´i, İtalyan Edebiyatı´ndan Dante ve Tasso´yu, Yunan Edebiyatı´ndan Homeros´u, Çekoslovakya Edebiyatı´ndan Franz Kafka´yı, İrlanda Edebiyatı´ndan Jan Dark´ı ile ün yapan Bernard Shaw´ı, Norveç Edebiyatı´ndan Açlık isimli eseriyle hatırladığımız Knut Hamsun´u, Amerikan Edebiyatı´ndan Edgar Allan Poe´yu, Hemingway´ı ve Steinbeck´ı tanıyarak devam ettik yolculuğumuza?
Ve en sonunda İran Edebiyatı´ndan Gülistan ve Bostan´ı ile tanınan Sâdî´yi, Arap Edebiyatı´ndan Kaside-i Bürde´si ile bildiğimiz Kab Bin Zuheyr´i ve Necip Mahfuz´u, , Hint Edebiyatı´ndan Tagore´u, Pakistan Edebiyatı´ndan şair, felsefe ve siyaset adamı Muhammed İkbal´i selamlayarak yolculuğumuzu tamamladık.
Milletler, coğrafyalar, diller, tarihler, edebiyatlar farklı farklı da olsa hayata bakış açımızın nasıl olması gerektiği belliydi aslında? Bunu ne kadar güzel ifade ediyor büyük şair Muhammed İkbal:
?Renk ve ırktan vazgeç, ümmet ol.
Ne Turanî, ne İranî, ne Afganî; Müslüman ol.
Çiçekler arasında kuş gibi çırpınıp durma,
Kanatları güçlü, dağlı şahin gibi ol.?