Eski Şiirin Rüzgârıyla Bu Ülke´de başladı Kızıl Elma Neresi adını koyduğumuz kutsal memleket yolculuğumuz... ?Ey Türk Uyan!? diyerek Mai ve Siyah hakikatler arasında Türkçülüğün Esasları´nı İslamî kimliğimiz ile birleştirdik. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu´nda Allah´ın Dediği Olur teslimiyetiyle çektiğimiz acılara rağmen Huzur bulduk.
       Tütün Zamanı Mahalle Kahvesi´nde işçi sınıfının sohbetlerine katıldık. Her sorunu fırsat bilip devleti zaafa uğratmaya çalışan ve ?Devlet Ana nerede?? diye seslenen hainlere; ?Ben Devletim, dış güçlerin emellerine âlet olmayın, Makineleşmek niyetinden, İnce Memet hayalinden vazgeçin,  memleketinize sahip çıkın!? dedik yiğitçe bir edayla?
       Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç yapıp Paris´e balayına çıkan Kiralık Konak´larda,  Köşebaşı´nda oturan Küçük Ağa´ya  Bizim Akdeniz´i, Üç İstanbul´u hatırlattık, kendi coğrafyasını ve öz değerlerini unutmaması gerektiğini söyledik.
       Ziller Çalacak dedik ve çaldı. Edebiyat Tarihi´nde destanlar konusunu işlerken Çinlilerin Doğu Türkistan´da Uygur Türklerine yaptığı zulümler aklımıza geldi ve Orta Asya´dan Bozkurtlar Diriliyor diye seslendik bütün insanlığa?
       Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Hüseyin Fellah ile beraber kurak Anadolu topraklarında Yağmur Duası´na çıkarken biz kurtuluş mücadelesi verdiğimiz yıllarda Dersaadet´te Sabah Ezanları´yla birlikte Ateşten Gömlek giyip Çile çekerek Sakarya Türküsü söyledik mutlu ve huzurlu bir Türkiye hayaliyle?
       Süleymaniye Kürsüsü´nden Memleket Hikayeleri dinledik Araba Sevdası ile yaşadığımız zamanlarda? Çamlıca´daki Eniştemiz Vatan yahut Silistre sevdasıyla şehit olup omuzlarda Makber yolunu tutarken dualarla uğurladık yiğidimizi O Belde´ye... Hayat devam ediyordu; dul kalan kadın, yetim kalan Çocuk ve Allah baş başaydı artık. Ve Allah, her zaman mazlumların, gariplerin yanındaydı?
       Çoban Çeşmesi´nden kana kana su içip Sulara Dalan Gözler´le On İkiye Bir Var´ken yeşilliklere uzanıp sevinç ve huzur içinde Şu Dağlar Bizim Dağlar diye haykırdık memleketimize göz dikenlere?
       Nice Balıkçılar gördük Taşralı, Şiir ve İnşa sohbeti yapıyorlarken. Bu Ekmek Kavgası´nda onlara ?Rast gele!? dedik ve devam ettik yolumuza hiç durmamacasına...
       Nesillerin Ruhu´nu Bize Göre yorumlayıp Otuz Beş Yaş´ımızda Eski Toprak´ları hatırladık ve özümüze döndük, bir daha hiç kopmamacasına...
      Anlatamıyorum düşüncesiyle Yeşil Gece´lerde başka diyarlara yol alan kardeşlerimizin O Böyle İstemezdi fikrini hep kalbimizde taşıdık.
       Defalarca Babil´de Ölüm İstanbul´da Aşk yaşadıktan sonra Dostlar Beni Hatırlasın diyerek Nun Masalları´ndan çıkıp gerçek hayat ile karşı karşıya kaldık. Diriliş Neslinin Amentüsü ´nü okurken Ahid Kulesi´nde Türkmendağı´nı, Gazze´yi, Bosna´yı, Çeçenistan´ı hatırlayıp Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler yaptık. ?İki saniye sonrasına garantimiz olmayan hayatımız için fırıldak olmaya gerek yok.?  dedik Muhsinî bir tavırla? Zorluklara, güçlüklere karşı hiç yılmadık ve yolumuza devam ettik.
       Ve Sözün Doğrusu,  İki Dünya Arasında Maziye Bir Bakıver´diğimiz bu memleket yolculuğumuzu Cam Irmağı Taş Gemi´ye binip Dualar ve Aminler´le vardığımız Altıncı Şehir´in Kutlu Oda´sında Kuğunun Son Şarkısı´nı dinlerken Beyhude Ömrüm´üzde ağzımızdan çıkan Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize ifadeleriyle nihayete erdirdik.