Değerli hocam Ahmet Tabakoğlu, İslamî temayüllere sahip sivil kuruluşların konferansa davet ettiğini ve icabet ettiğini söylemişti bir röportajında. Hocam, yalnız fikirleri ile değil, duruşuyla da müstesna bir insandır. İş adamları, meslek örgütleri ise hocamın anlattıklarına pek memnun olmamışlar. Dinleyiciler ekonomi konulu konferanslarda, aradıkları ekonomiyi(!) bulamayınca sessizce çıkıp gitmişler. ?Nasıl daha zengin oluruz, neye yatırım yapmalıyız?? konulu bir konferans dururken, mevcut ?hayat tarzı?nı eleştirmek bir iktisatçıya yakışmaz.
Peki, neden böyle olmuştu? Çünkü tarihi ve dinî dayanakları ile mevcut kapitalizmin zalim işleyişini ve nasıl karşı durmak gerektiğini dile getirmek; cari ?hayat tarzı? ile çelişmektedir. ?Kazan, ne olursa olsun kazan!? düşüncesine dayalı ve bunu din ile meşrulaştıran yığınların hoşuna gitmesi asla beklenemez. Böyle şeyleri dile getirdiğinizde örtük bir biçimde istenmeyen kişi ilan edilebilirsiniz. Kazan&Kazan formülüyle işleyen bir çarka yönelebilecek en tehlikeli eleştiri, bu ekonominin yalan ve yanlış olduğudur.
Görünüşte daima borçlu yaşayan zengin/iş adamı zümresinin, servetini devlet garantisinde rant ekonomisiyle mi, alın teriyle mi kazandığını birileri söylemedikçe bizim anlamamız zordur. Devlet bürokrasisinde nispeten daha özerk kurumların, gösteriş ve göze girmek için mi atıl yatırımlara para sıvadığını da ibretle seyretmekte değil miyiz? Cafcaflı binalar, zevksiz ama cesametli ve sünnet karyolası gibi kentler; hangi ekonomik anlayışın ürünüdür? Kadroları fırsata çeviren ve yiyip, içip, israf eden sosyete grupları hangi yapılaşmanın ürünüdür? Bu yaşananları dinen ve ahlaken meşrulaştıran ilmiye mensupları vicdanen rahat mıdır? Bu soruları sayfalar dolusu sıralayabilirim ama nedeni ve cevabı soruların içinde olduğu için rahatsız eder. Üstelik terbiyesizce yaftalanırsınız; Marksistleştiğiniz iftirasını, yakında sol ile kol kola girme ihtimalinizin yüksek olduğunu mütedeyyin kardeşler(!) birbirlerine aktarır ve pislik yalanlarına dönüp kendileri de inanırlar. İşine geldiği miktarda müslüman olmanın önünde fikrî bir engel, imanî bir mevzi çıkmadığı için, ikiyüzlülük her kılığa girebilmektedir. Şunu da ilave edelim: Muhalefet dili de genellikle piyasasına uygun bir vecizeleştirme dilidir. Kimseyi samimiyet testine sokmamız mümkün değil ama ?sahip olma? yarışı da bazen suret- haktan tezahür etmektedir.
Bir de şöyle bir söylem var ve doğrudan iktidarla/kudret elde etmekle bağlantılıdır: ?Bunları biz de biliyoruz yani, ne âlemi var, bu sözlerin?? gibisinden sözler ve imalar günlük hayatın cilvesi oldu. Hayır bilmiyorsunuz! Ele öğüt mabeyninde kullandığınız ve arkeolojik bir malzemeye çevirdiğiniz ?Bir lokma, bir hırka?? ötesinde söyleyeceğiniz doğru dürüst bir kelimeniz bile yok. Bence süzme bir hayatın usaresidir o söz ve ucuz bahaya satmak, inanç halitamıza hakarettir. Şöyle toparlayayım: Bir dinî kulübün çıkardığı dergiye ?Kanaat Ekonomisi? künyeli bir yazı yazmıştım. Sonra benden yazı istemedikleri gibi, alçak seviyeden taarruza kalktılar. Söze söz, kargıya kargı; mecburen vazgeçtiler. Neden yaşanmıştı böyle bir şey? Çünkü liderleri, ?Müslüman her şeyin iyisine layıktır!? dersi vermekteydi.
Birileri ekonomik direniş deyince, e-komik bir durum ortaya çıkıyor. Direniş ve komik yan yana yaşanınca da trajediler yaşıyoruz ve seyrediyoruz.