İnsan yaşamın her noktasında emek vermeden bir şey kazanılmayacağını öğreniyor. Kendi emeğine de saygı duymakta hiç zorlanmıyor. Fakat karşısındaki insanın verdiği emeğe, zamana, efora yeterince nazik olamayabiliyor. Ben hikayelerin insanın yüreğine nazenin bir dokunuşu olduğunu inanıyorum. Varsa emeğe saygı duymayan nasırlaşmış yanlarımız törpülesin bu güzel hikâye;
''60’lık ünlü ressam, bir lokantaya girer. Gerçi cebinde parası yoktur ama aldırmaz. Lokantacıya yapacağı portresine karşılık yemek yemek istediğini söyler. Güzelce karnını doyurur. Sonra bir çırpıda lokantacının portresini çizerek masaya bırakır. Kalkarken adam gelir, resme bakar, beğenir.
“Güzel ama” der lokantacı “Bir dakikada yaptınız bunu, oysa bir saattir yiyorsunuz”.
Ressam:
“Bir dakika değil, 60 yıl ve bir dakika” diye karşılık verir.''
Öğretmen olan, imam olan arkadaşların tatillerinin seceresi tutulur. Hayat size güzel şeklinde yaklaşım , yani neymiş efendim tatilleri çokmuş. Kimse geldiği noktaya birden gelmedi, zamanında konfor alanlarını azaltanlar evet belki şimdi rahat ama bunun faturasını uzun yıllar boyunca ödediler. Bazen de yapılan işin karşılığını aldığınızda ücret çevrenizdekileri şaşırtır. “Bir anda kazandı gitti !!!” ama hikâyenin sadece o anki kısmını gördün ondan önce verilen emeklerden bihabersin. Biz sadece bize göre ''yanlış'' saydığımız davranışları konuşmakla yetinmiyoruz. İnsanların azmederek geldiği statülerden de rahatsız oluyoruz.
Herkesin emeği kendisine özel. Bize sadece emek karşısında hürmet etmek yakışır.
Bir dahaki yazıda buluşmak duası ile.