İltifat etmekte, güzel söz söylemekte oldukça cimri ; eleştirmekte ,yerli yersiz ithamlarda oldukça cömerdiz. Karşı tarafa kendini kötü hissettirmeyi başarı saymak ...
Halbuki ´Marifet iltifata tabidir .´´demişler güzelde söylemişler . Hoş sözlü erdemli bir kimse kolay kolay eleştiri yapmaz , yapsa da usulüne uygun yapar .Kim ister yerli yersiz eleştirilmeyi,sanırım kimse istemez .
O yüzden aynayI uzunca bir süre kendimize tutmamız lazım , aynadaki aksimizi davranışlarımızı, tavır ve tutumlarımızı izledikten sonra kendi eksikliklerimizi fark edeceğiz ve aynayı kimseye çevirmeye ihtiyaç ve zaman bulamadan kendimizi düzeltmekle uğraşacağız.
Eleştirmeyi kendine adet edinen kişi öncelikle eşine yerli yersiz ithamlarda bulunarak kendisinden uzaklaştıracak .
Daha sonra çocuklarını sürekli eleştirecek ,yargılayacak. Yuva, yuva olmaktan çıkıp mahkeme salonu gibi sürekli hatalar dile gelirse ,evlatlar da aileden anne babadan uzaklaşıp onu olduğu gibi kabul eden insanların yanına gidecek .
Dinle ! Olduğu gibi kabul et ! Sonra tecrübelerinle yol göster !
Eleştirilerek büyüyen çocuklarda her zaman sosyal hayat tarafından kabul görmek için bir çapa sergileyecek .
Buda yıpratıcı, tarumar edici bir yaşam şekli ...
´´Görgülü kuşlar gördüğünü işler ´´ çocuklar gördüklerini yapacaklar hayatının her sahasında o yüzden sürekli nasihat yerine yaşamak lazım doğru bilinen her meseleyi ..
Eşini çocuğunu sürekli eleştiren insan, çevresindeki her kişiyi yorumlama hakkını kendinde hissedecek , sorsan her şeyin en iyisini yapar lakin icraatta bir şey yok .Bol bol eleştiri ...
Ve zamanla yalnız kalır çok eleştiren insanlar. Kırmak ,dökmek incitmek hiç önemli değil o hep doğrusunu bilir her işin fakat asıl olan şu ki kimse her işin doğrusunu bilemez ....
´´ Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyleme. Bir gönül yapamazsan, yıkıp viran eyleme.´´Yunus Emre gözüyle bakmak lazım bize açılan pencerelerden, biz pencereden bakıyoruz bakmasına da görmek istediğimizden başka bir şey görmüyoruz ...
Güzel sözün alıcısı çok olur ...
Mevlana bir hikayesinden şöyle anlatır:
Nahiv ilmini yani Arapça dilini iyi bilen bir alim gemiye (tekneye) binmiş denizde gidiyordu. Yanındaki gemiciye kibirli bir eda ile: Sen nahiv bilir misin? diye sordu. Tekneci: Yok beyim, ben cahil bir tekneciyim, diye cevap verdi. Bunun üzerine alim ona: Ömrünün yarısı boşa gitmiş, dedi. Bir süre sonra denizde şiddetli bir fırtına çıktı, tekne batmak üzereydi. Tekneci alime sordu: Beyim, yüzme bilir misin? Alim: Hayır, bilmem, dedi. Tekneci: O hâlde gitti ömrünün hepsi. Çünkü tekne batacak. Burada nahiv (gramer bilgisi) fayda etmez, mahiv (kalpteki kibri yok etmek, tevâzu) ilmi fayda eder, diye karşılık verdi.
Ne güzel anlatıyor ,her işin bir bileni olduğunu ,üstünlük taslayarak eleştirmek ne büyük bir gaflet ..
Peki diyelim bu eleştiri hastalığı bizde mevcut ne yapacağız !
Kendimize faydalı meşkuliyetler bulucağız ki faydasız olan bir eylemden vazgeçelim .
En çok kim eleştirir?´Boş olan kişi çalışanı eleştirir, oturanı eleştirir, muhakkak her alanda söyleyecek bir sözü vardır .
Şimdi biraz dilimizi törpülemeli ki gönül ayarını bulsun. Şu güzel dizelerle ´´ engin ´´bir gönüle sahip olma dusıyla ..
GEL HA GÖNÜL HAVALANMA
ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL
DÜNYA MALINA GÜVENME
ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL
ŞU DÜNYANIN HALİ BÖYLE
YALAN YAHŞİ GEÇER ŞÖYLE
SÖYLEDİKÇE ENGİN SÖYLE
ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL
GÖKTE UÇAN HUMA KUŞU
BİLMEYENLER ATAR TAŞI
ENGİNLİK GÖNLÜN İŞİ
ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL
TESLİM ABDAL SÖZÜM HAKTIR
SÖZÜMÜN YALANI YOKTUR
ENGİN SÖYLE BÜYÜKLÜKTÜR
ENGİN OL GÖNÜL ENGİN OL