Emekli öğretmen Emine Binnur Karaca hanımefendi ile aylar önce bir kahve içelim diye sözleşmiştik. Hep aklımdaydı fakat ''Her nasip vaktine esirdir'' kabilinden geçtiğimiz hafta karşılıklı kahve içebildik.
Her nasip vaktine esirdir! Fakat atılan her adım fiili bir duadır. O zaman niyet nasibe giden ilk adım sonra da gayret. Biraz geç kalmıştım sanki bu kahveyi içmek için, bazen gayret kısmında biraz tembeliz sanki. Uzun zamandır tanıyabilirsin, lakin ev ziyaretinin tadı başkadır. Herkesin evi kendi mahremidir. O yüzden ev ortamında yapılan sohbetler kendine münhasırdır. Hiç gitmediğiniz bir eve gitmek, bazen hiç gitmediğiniz bir şehre gitmek kadar rahatlatır insanı. Tebdili mekân görevini yapar insan için, kendinden bile uzaklaşmak ilaç olur insana kimi zaman. Her evin kendine has bir tütsüsü var sanki, gözünüzle görmediğiniz fakat inceden inceye tüten bir tütsü. Bu tütsünün bir adı olsaydı ''yaşanmışlık'' olurdu sanırım.
Yirmili yaşlardaki bir hanımefendi ile yetmişli yaşlardaki bir hanımefendinin ev dekorasyonun aynı olduğu bir dönemde, Emine hocamın salonuna girdiğim zaman ''oh hocam eşyada sizinle yaşamış ne huzurlu!'' dedim. Hâl hatır edemeden ilk giriş de bunu söyledim çünkü öylesine huzurluydu ki. Koltuklar, mobilyalar itina ile kullanılmış çok özenle alınmış zamanında, kim bilir ne hatıralara şahitlik etmiş. “Biz bunları öyle kolay almadık, almaya karar verince taksitleri nasıl öderim diye hesaplamıştım. Kolay almayınca da değer biliniyor” dedi. Eşyanın değerini bilen tabiatında değerini bilir sanki, tüketimin bu kadar kolay olduğu bir dönemde insanlara “ancak tüketirsen ve ancak değiştirirsen mutlu olursun”, direktifleri verilirken, yaşanmışlık dolu bir evde kahve içme fikri bile manidardı. Kahve eşliğinde sohbetimiz başladı, insanların ''geçmiş olsun, nasılsın, hayırlı olsun, teşekkür ederim” gibi basit nezaket cümlelerini bile kullanmadığı bir dönemde bu kadar naif bir hanımefendi ile olmak beni ziyadesi ile mutlu ediyordu. Nezaket deyip geçmeyin insan insana bir yolculuğumuz var, bu yolculukta yol azıklarımız bu nezaket cümleleri ama karşılığını alamadığınız nezaketi bırakmak gibide bir hukukunuz var. Çünkü bu da insanı yoruyor zaman içinde.
Mevlâna Celaleddin-i Rumi ''Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.'' Ben bu söze yıllarca katılamamıştım. Herkese aynı lisan ile konuşmak lazım diğer türlüsü insan ayrımı olur diye düşünüyordum ama öyle değilmiş herkesin bir nezaket anlayışı var, ona göre karşılık vermek de bir beis yokmuş. Evet bende Emine hocamla sohbet ederken, nezakete doydum. Geçmiş hatıralarını büyük bir zevk ile dinledim. Geçmiş ile bugünün arasındaki köprüyü öylesine güzel kurmuş ki, geçmiş onda acı ile tatlısı ile bir hoş seda bırakmış. Lakin şu içinde bulunduğumuz zamana 'da fazlasıyla hakimdi güncel olan her şeyden bahsettik. Nefes almak yaşamak için anlaşılan yetmiyordu. ''Öyle ucundan kıyısından değil içine çeke çeke yaşamak belki de buydu.'' Emine hocamıza bana bu güzel sohbeti terennüm etme zevkini yaşattığı için çok teşekkür ediyorum sizin nezdinizde bir daha. Emine hocam, kahvenizi içtim kırk yıl hatır var aramızda artık Allah uzun uzun sağlıklı ömürler versin.
Bir dahaki yazıda buluşmak duası ile.