Halk şiirinde üç nesneden şikâyet vardır. Kimi halk şairi gurbet, hasret, aşk derdi ile yanıp yakılır. Kimi halk şairinin yetimlik, yoksulluk ve ölüm boynunu büker; kimi halk ozanı da sıla derdi, vatan derdi, yar derdi diye dert üstüne dert bağlar. Gurbet ve sıla demek özlem demektir.  Özlem ya da hasret türkülerimize vücut veren duyguların başında gelir: 

Bir türkü var ki, kimler kimlere yakıştırmış, kimlerin hikâyesi ile özdeşleştirilmiştir. Aslı Erzurum yöresinden Haydar Telhüner’den Ali Canlı tarafından derlenmişti: Bilirsiniz: “Şafak söktü gine sunam uyanmaz /  Hasret çeken gönül derde dayanmaz” diye başlar. (Rp. No:3163)

Dost iki türlüdür. Biri günün dostu, diğeri gönlün dostudur. Gönül dostu, bir sıkıntınız olduğunda, kendi sıkıntısını, işini, gücünü bırakıp sizin için koşturan, sizin kadar size üzülen, derdinize çareler arayan, risk almaktan korkmayan ve bütün bunları yaparken de herhangi bir beklentisi olmayan kişilerdir. Gönül dostluğu duygusal ve manevi açıdan karşılıklıdır. Kimi ozanlarımız gerçek anlamda gönül dostu arayışı için gurbete çıkmıştır. Bu türkü de bunu anlatmıyor mu? 

“Nedir benim melül mahzun gezdiğim
Ağlayıp yandığım dost senin için
Ciğerimi delik delik deldiğim
Ağlayıp yandığım hep senin için

Yandırdın odlara düşürdün nare
Ciğer püryan oldu yüreğim yare
Lokmaneler gelse bulamaz çare
Ağlayıp gezdiğim hep senin için

Canım intizarda gözüm yollarda
Beni Mecnun edip koydun çöllerde
Diyar-ı gurbette garip ellerde
Ağlayıp gezdiğim hep senin için

Feryadi'yim böyle imiş kaderim
Dünya benim olsa şad olmaz gönlüm
Hep senin içindir eğridir boynum
Ağlayıp yandığım hep senin için”

Bu türkünün sözleri Sivaslı Feryadi’ye aitti. Ama Tunceli yöresinden Süleyman Yıldız Tunceli’de İsmail Dede’den derlemişti. Bir de Erzincan varyantı vardı. 

Keşke gurbet ele yolu düşecekler arkalarında bir sevgili bırakmasalar. Bırakırlarsa, son bir kez göz göze bakışmak, el ele tutuşmak, bir buse almak hakları olsa gerekir. Bu süse ki, gonca gülden üstündür. Onun için Muzaffer Sarısözen’in Kemaliye’de Zeki Oğuz ve Refik Aktan’dan derleyip notaya aldığı 1078 no.lu türkü der ki: “Gurbete gidişimdir / Gonca gül derişimdir / Eğil eğil öpeyim  / Belki son görüşümdür” der. Allah saklasın. 

Gurbetçi sılasına ulaşması için dağların eğilip yol vermesi gereklidir. Sılada bekleyenlerde aynı dilek içindedir. Ya mektuplar, dağları, yolları, dereleri, köprüleri aşıp gelmesi gereklidir. Ayrılık olmasa aşk olur mu? Bunu bilmeyiz ama halk şirinin tadı tuzu olmayacağını sanıyoruz. Gurbet nice koç yiğidi ağlatmıştır. Nice koç yiğide aman dedirtmiş, mektup gözletmiştir.  Gurbet yolu hasret yoludur. Abdülvahit Kuzecioğlu’ndan alınan Kerkük türküsünü bu düşünce ile dinleyebilirsiniz:

“Gurbet ellerde oldum yaralı
Bir mektup yazdım üstü kareli
Bir yarim vardı başı belalı
Ağlama anam tez de gelerem
Ölüm olmazsa seni görürem 
(TRT Rep. No: 3578)