17 Ağustos 1999 saat 03.02´de merkez üssü Gölcük olan bir büyük deprem yaşandı. ?Merkez Üs? deniliyor fay kırılınca enerjinin en yüksek olduğu mahâle; biraz tuhaf ama alışılmış bir deyim artık.Ağustos depremi, daha önce görülmemiş düzeyde can mal kaybına yol açtı. Kocaeli, Gölcük, Düzce, Sakarya, İstanbul ve Yalova´da büyük can ve mal kaybı ile yıkıma neden olan depremde resmî kayıtlara göre 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti.
Depremin eş anlamlısı zelzele; benim çocukluğumda ?hareket? derlerdi. Hareket, Türkçe´nin en canlı kelimelerindendir; sayısız dürüm için kullanılan bir anlam çeşitliliğine sahiptir. Altı ilimizde ağır sonuçları hissedilen bu deprem, 1939 Erzincan depreminden sonra yaşanan ikinci büyük ?hareket?tir. Bu hareketin sonuçları Erzincan´dan ders alınmadığını göstermektedir.
Deprem çok yönlü bir derstir ve ?kevnî ayet? olarak daima okunacaktır. Benzer tabiî afetlerin tamamı, ?eşyanın tabiatı?ndan kaynaklanmaktadır. Temelde tanınması gereken de tabiattır.
Medeniyetin kelime olarak geçmişte kullanılan en güzel karşılığı ?imaret?tir. Yıllar önce böyle bir tahkikte bulunmuş, medeniyet yerine imaretin kullanılabileceğini söylemiştim ki, kelime ?umran? ile kökteştir. İmaret, özünde ?ıslah? etmeyi, onarmayı kapsadığı için: güzel, doğru ve iyi olanı seçmek ve yapmakla ilgilidir. Seçmek için okumak, tabiat mektebinin talebesi olmak gerekir; yapmak ise, irfan sahibi olup maruf olanı inşadır.
Deprem hakkında bilgi konusunda eksiğimiz yoktur; bugünün araştırma imkânları bilgiye sahip olmayı ve artırmayı mümkün kılmaktadır. ?Maruf? konusunda ise hem noksan, hem de alabildiğine kişiliksiz uygulamaların hâkim olduğu bir ülkede, bir coğrafyadayız. Depreme hazır olmadığımızı en yetkili ve en etkili zevat dile getiriyor ama ne yapılması gerektiği konusunda ?hareket? yoktur. Çoğu alanda olduğu gibi ?-miş gibi? yaparak yolumuza devam ediyoruz.
Tabiatı ıslah edebilmek, insanın evvelâ kendini ıslah etmesi ile mümkündür. Doğa, şehir, evren insanının nefesiyle soluk alır verir.