Bir saat sonra Molla ayıkıverdi ki, vücudunda mercimek kahı kadar kararmadık yer kalmamış. Kafadan kanlar akıyor, pekmezlemiş. Sürünerek hamamdan dışarı çıktı. Birazcık temiz hava alınca ayağa kalktı. O da arıyor karıyı, o da öldürecek karıyı, "Başıma bu belayı sardı" diye. Efendim karıyla karşılaştılar; -Kuzum, yavrum şimdi ver bakayım bahşişimi, dedi. -Aha senin bahşişin, dedi. Karının yakasından toplayıp sallayınca karının vidaları doksan dokuz yerinden şakır şakır sallandı. -Aman yavrum! Öldürme beni. Ben sana gerek olurum, dedi. -Ulan karı!. Daha bana n´apacaktın, dedi. -Eee!.. N´aaptım? -Kaçtı hamamdan, beni de dövdü üstelik. -Yavrum, yatakta yanına koysam, gene bir şey yapamayacaksın sen. Eee.. Ne yapayım ben seni? -Buna çare bulacaksın, dedi Molla. -Bana üç altın veriyor musun, dedi karı. -Al sana bir avuç altın. -Okur-yazarlığın var mı, yavrum? -Var. -Ben söyleyeyim kendi ağzınla sen yaz, dedi. Kendi ağzıyla bir mektup yazdı Hoca´ya ki; "Babacığım, sen gideli Esmehan çok azgınlık yapıyor. Çevredeki bütün ağaların, beylerin çocukları, gelen-giden, tıkılan belirsiz. Beni dinlemiyorlar. Esmehan burda bunu yaparken, senin orda Hicazlığın kabul olur mu? Gel, namusunu temizle!" Mektup yazıldı. Molla´nın arkadaşı olan genç bir insana verdi. -Kardaş, bunu acele Hicaz´da babama yetiştir. Adam bindi atına, geceli gündüzlü yol aldı. Hicaz´a vardı. Hoca´yı buldu, mektubu verdi. Hoca mektubu okuyunca ağlamağa başladı. Osman Bey mektubu aldı. Bir okudu ki, daha görülmüş bir şey değil bu. Değil kendi sülâlesinde, Şam´da görülmemiş. -Baba emir eyle, ne söylersen onu yapayım. -Yavrum! Atına bin, kılıcını al, acele Şam´a dön. Var Esmehan´ı kes, kanlı gömleğini bana getir. Bunu yapmazsan evladım değilsin. Hakkımı sana helâl etmem, dedi. Osman Bey, mektubu cebine koydu, kılıcını taktı, sür etti Şam´a. Gece gündüz yol aldı. Güneş aşarken Şam´a girdi. Bekledi, saat dokuz, on sıraları geldi eve. Atını az geride bağladı. "Bunu ben bir deneme yapayım bakalım." dedi. Kapıyı çaldı; -Kim o? -Ben Ahmet Ağa´nın oğluyum, her gün bu saatte geliyorum, aç sana kapıyı! -Nee! Ahmet Ağa´nın oğlu mu? Defol! Bu da mı gelecek başıma, dedi. "Allah Allah yanlış, demek ki bu değil!" Biraz bekledi bir daha çaldı. -Ney o? -Yahu Hasan Ağa´nın oğluyum, aç sana, dedi. Gene çok kötü bir sözle adamı kovdu. Hâsılı bir daha denedi. Yine aynı tepkiyi alınca, "Acaba bu Molla nerede?" dedi. Zaten kapı açık, içerde Molla hiç yok. "Ha! Bu işte bir bit yeniği var ya, Allah hayır getire." dedi. Oturdu oraya Osman Bey, orda bacısına ne söylüyor, burada arkadaşlar ne dinliyor: Dolandım da kapımıza oturdum Bahçamızda elele sümbül yetirdim Anamdan babamdan haber getirdim Aç kapıyı bacım kardaşın geldi Bunu duyan Esmehan içerden kardeşine ne cevap söylüyor bakalım: Bileyidim bu dünyaya gelmezdim Şad olup da eller gibi gülmezdim Anam babam olsa böyle olmazdım Yıkıl git kapımdan kardaş değilsin Osman Bey, bacısının kendine inanmadığını bildi. İkinci defa bacısına ne söylüyor bakalım: