Huzur,  ne Kaf dağının ardında,  ne de Albatros´un kanadının altında? Sabah penceremizde, dostun kibar kelamında, kuşların selamında, Kalamış´ta, bel ki de karakışta? Sıcak bir hediye, ince bir sızı, tatlı bir bakış?  Yanı başımızda, kitap sayfalarında, ağaç gölgelerinde?  Huzur, burnumuzun dibinde görülmeyi, kurulmayı, hissedilmeyi beklemektedir, gece gündüz.
Dostun sohbetinde dem, gökyüzünde kandil, çeşmede su, secdemizde huşu, ekmeğimizde bereket, suyumuzda tat, yuvamızda saadettir.  Nefestir, sestir; terk ediş ve hak ediştir huzur? Bir dost sohbeti aralar gönül kapımızı, içli bir türkü titretir kalbimizin titrek tellerini, bir kuş alır uzaklara götürür cümle kırgınlığımızı.
Hakikat sağırı,  tabiat körü, kalp dilsizi ne bilsin huzuru... Ormanı ağaç topluluğu, gölü su birikintisi, şarkılarıyla dağlara ses veren güvercini iki lokma gören, ne bilsin sessizliğin huzur veren sesini, dalların neşesini, güvercinlerin raksını, rüzgârın şiirle dansını?
Tefekkür kalesine sığınmayan nasıl görsün eşyanın ritmini, tedebbür etmeyen nasıl bulsun anlam sarayının yolunu? Allah huzurunu alıp yalnız bırakır mı yarattığı kulunu?  Mümkün mü bu? Ey sızlanan gönlüm, şükrü tatmamış kalbim, paslanan yüreğim, cümle mahlûkata bir ahenk içinde mükemmellik armağan eden Mevla´ya gel teşekkür et. Bunca güzellikler içerisinde aç gözlerini, sil kalbinin basını? Dikenler içinde el değmemiş gülü gör, insanlar içinde kirlenmemiş tebessümü hisset.  Göze perde çeken, gönlü dertle yoran ne varsa terk et.  ?Yarabbi, üzerime iyilik ve güzellik kondur? Gönlümü genişlet, kalbime dil ver? Yârab, beni sensiz ve aşksız bırakma?? diye başla dua et?
Memduh Şevket ol ?Hişşt, hişt!?  de, cümle mahlûkata, kuşa, taşa? Bir merhaba sun dosta? Rüzgârın selamını almayı bil, gönlündeki kiri pası sil? Bir ?hişt? de ve bekle, dağlar bile ses verir, dur ve bir dinle? Bu dinleyişte yalnız değilsin kuşlar, ağaçlar, güneş seninle? Sen yeter ki sebepsiz bir gülümse.
İstersen Behçet Necatigil  gibi yıldızlara bakmak için geç kalma. Sevmeyi bilmeyen gönül yıldızları göremez, içindeki huzurun tozunu alamayan eşyanın esrarına vâkıf olamaz. Gözleri görmeyen âmâ değil, hakikati idrak etmeyen kördür, bunu böyle bil.  Huzur;  kapısını ancak çalanlara açar.  Aşkla, sebatla huzurun kapısını çalmayı unutma.
Huzur;  bir çocuğun yanağında asılı duran tebessüm, bir kilimin deseninde bir düğüm?  Belki de duyduğum ses, aldığım nefes. Ahmet Kutsi cümle cümle söküp dolaştırdığım yumağı çözüvermiş:
Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar, nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu
Aşığıyım ben çağıran o sesin.
Huzur, ses, nefes ve aşktır? Arayış ve adayıştır huzur? Huzuru bulanlara ve kadrini bilenlere selam olsun?