26.03.2020 tarihli yazımda “Bakalım yaşanılabilir biri misin?” diye bir başlık atmıştım. Evde kaldığımız bu süre zarfında kendimizle geçinebiliyor muyuz, buna baktık. Çünkü ilk kurduğun ilişki kendinledir. Bundan yaklaşık bir ay öncesine kadar rutinlerden sıkılan yorulan insanın şu an ki tek duası, eski rutinlerine tekrar geri dönebilmek. Ümit ediyorum ki artık daha çok şükreden bir toplum oluruz. ''Şükretmez misiniz?'' diye kaç ayette ikaz aldık, lakin üzerimize alınmadık. Geçtiğimiz günlerde, kalbimi etkileyecek bir sözle huzur buldum: ''İnsan hep olmadığı yerde mutlu olacağını sanır'' doğru değil mi?
Bir davet aldınız oraya gitmediniz ama aklınız orda kaldı, evdeki içtiğiniz çaydan keyif almıyorsunuz. “Gitse miydim?” diye düşünüyorsunuz.
İştesiniz, “evde olsam çocuklarla birlikte olsam” diyorsunuz. Şimdi evet, belki kalış nedeni sıkıntılı ama çalışan annelerin bir kısmı evde. Çalışan bir annenin çocuğu ile evde kaldığı sürece tanıklık eden bir dostum anlatılıyor. “Mesai arkadaşım şu an çalışmıyor   .Bir tane kızı var , evde kaldıkları bu süreçte  sürekli bunaldığından bahsediyor .. Arkadaşım kendince sıkıntılı bulduğu bu süreci ailesiyle paylaştı, ailesinden etkinlik yap önerilerine karşılık, ''yaptık yaptık hepsi bitti patlayacağım'' diye ifade etti.” Ne kadar üzücü bir ifade maalesef ki kendi evladına bakmak zor ve zahmetli geliyor.
Evet çalışma hayatının çeşitli zorlukları var. Ama avantajları da çok fazla, her gün bakımlı olmak bu insan psikolojisine iyi gelen bir durum. Sosyal hayatın içinde olmak fırsat buldukça sohbet etmek. Ekonomik anlamda birçok istediğini yapabilmek, ev işlerine yardımcı almak. Bunları neden saydım biliyor musunuz, hani hanımefendi bir ifade kullandı “sıkılıyorum patlıyorum”, işte o ev hanımı diye sınıflandırılan hanımefendiler her işlerine koştururken her gün onlara karantina. Aynı zamanda şunu da söylemeden geçmek istemiyorum, çalışma hayatı olmayan sadece ''güne'' gezmeye gidemiyorum diye çocukların bu okula gitmediği süreçte yakınanları da anlamak mümkün değil, sanırsın okul çocukların annesi!
İki ay önceydi sanırım çalışma hayatında oldukça aktif bir hanımefendinin evine misafir olmuştum. Kahvelerimiz içtik birlikte çıkıyoruz evden, hanımefendinin iki tane kızı var küçük üç yaşlarında ve evde bakıcı var. Çıkarken küçük kız annesini çekiştirirdi bir süre sessizce  , sonra kapının oraya geçti ve masumca  izledi. Maalesef anne fark etmedi bile, ben bu küçük kızı izliyorum. Diyorum herhalde çıkarken eğilecek öpecek, küçükte olsa bir açıklama yapacak, maalesef ki hiçbiri olmadı. Evet okul,kreş  kurtarıcıydı, sabah kahvaltı hazırlanmadan okula gönderilen çocuklar vardı ... Şimdi bakalım çocuklarımız ile aramız nasıl? Tabi birçok annede evinde çocuğu ile kucaklaşıyor, bir nevi zaman yetmiyor mutlulukla güzel kahvaltılar hazırlayıp, ileride bir gün bu süreçte   ''anı'' olarak konuşulacağının farkında.
Bazı meseleler var ki telafisi olmayan.
Bir Şair şöyle söylüyor şiirinde;
''Gel şimdi ölmeyecek şeylerden konuşalım
Güzel olan her şeyden konuşalım''
Ölmeyecek olan şeylerden en güzeli sevgi, sizin çoçuğunuza ''Seni seviyorum’u'' hissettiremediğiniz şu dünyada maddi olarak tüm olanakları ayaklarının altına serseniz ne olur?
''Gelin şimdi ölmeyecek şeylerden konuşalım'', kötü olan her şey gitsin zamanla.
 
Bir dahaki yazıda buluşmak duası ile.