Nam-ı diğer Karasarlı Kart Osman…
Necmettin Sarıoğlu kardeşim, ağabeyi merhum Eyüp Abi’nin evinin hemen yanındaki misafir odasında bizi bir çaya davet etmişti. Tadı hala damağımdadır o akşamın, o akşamın gecesinin… Pek muhabbetli ama bugün anlıyorum ki, sınanmamış dostluklarla dost olduğumuz bir oda dolusu arkadaş vardı. 
Adını Necmettin kardeşimden ziyadesiyle duymuş idim ama kendini görmemiştim.
Gecenin onur konuğu Kart Osman’dı… Necmettin ince diplomasiyle söze yol açtı; Osman ağa söyledi, biz dinledik.
Çok gülüşmüştük… 
Ama aynı zamanda, lakabı “Kart” yani kaba tesmiye edilen Osman ağadan çok lâtif nükteler dinlemiştik. Ben iyi dinleyiciyimdir, hafızam da temizdir; boku püsürü doldurmam kafama, işe yarayanı kaydeder, işe yaramayanı, bildiğim sağlam bir usulle anında çöpe yollarım…
Hatırası güzel, anlatması zor… Ben yaştakilerin eskileri anlatması kolay değildir, genzi kezzap gibi yakar…
Şimdilik sadece günümüze ibret sunacak bir Kart Osman nüktesini nakledeyim… Bakisi belki başka bir zamana, belki havalar hafiften ısındığında Necmettin Sarıoğlu ile fakirhanede bir çay içme imkanımız bile olur, ardınca portakal dahi soyarız…
Muttaki pozunda ama pek gözü tutmadığı, hazzetmediği bir him komşusu sabahın erinde Kart Osman’ın önüne çıkmış… Selam-aleykümselam faslından sonra, komşusu hararetli hararetli “Osman Ağa, rüyamda Peygamber Efendimizi gördüm” der…
Osman Ağa, kaşını çatar kafasını bir sağa bir sola çevirir ve istemeye istemeye “Eee anlat bakalım, hayırlar olsun!” der…
Adam anlatır… Rüyasında duvar örüyormuş, bir büyük köşe taşını yekinmiş yetinmiş ama kaldırıp yerine koyamamış. Birden Hz. Peygamber “temessül” etmiş ve taşı yerine oturtmuş…
Kart Osman bu rüyaya acayip sinirlenmiş, fışılaya fışılaya:
— Zor eeet, zor et! İzzetli devletli  …………m, utanmadan dülgerlik ettireydin Hz. Peygamber’e…
Biz onun adına kurban oluruz!
Adı kaba kelimelerle geçtiği için inanın anlatmakta da zorlandım… Ama arif olun, sebepsiz değildir…
Kart Osman rahmetli sonuna kadar bizim adamımızdır; sizi bilmem ama benim “Adamım!” dediklerimdendir… Bu nüktede de okuma yazma bilmeyen bir arifin biraz sini kefe çalsa da Efendimiz’e karşı muhabbet ve hürmetini görmenizi dilerim. Ve daha önemlisi muhteşem ölçüyü, ölçülülüğü…
Anlatılmasını münasip görmüyorum ama ilmiyle maruf kişilerin dilinin nasıl sürçtüğünü, ayağının nasıl kaydığını dehşet içinde ekranlardan seyrettik/seyrediyoruz…
Herkes nasibince nasiplensin…
Kart Osman’ın ölçüsü, benim de ölçümdür… Göreceksiniz bu ölçü, ölçüsüzlere bir kez daha haddini bildirecektir…
“Ben onlardanım ve halkımı seviyorum!” demiştim de bir mecliste, yine Karasarlı ama çok eğitimli bir dostum beni kınamıştı… Entelektüele sayarlar bu fakiri ama billahi dantellektüel olmadım/olamam.
Kınayan kınasın, evet ve hâlâ öyleyim…
Herşeyden evvel, “ Kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum! " diyen bir peygamberin ümmeti olduğumu asla unutmamaya çalışıyorum…
Bakisi muhabbet, O’ndan gayrısı inkisar…