Muhalefet ve özellikle de haksızlık olarak gördüğünüz bir duruma karşı muhalefet güzel şeydir.
Haksızlığa karşı imiş gibi duranların da siciline bakmak hakkımızdır.
İşte orada bugünün acayip delikanlı poz kesen muhalif yazarların, şiddetli günlerde nasıl süt dökmüş kedi gibi sindiklerini, hatırlıyorum…
12 Eylül uzak ama 28 Şubat yakın…
O günlerde kimlerin neler yazdığına bir bakın, ne dediğimi anlarsınız!
Dönemin hükümetine ABD ve İsrail kati düşmandı. ABD ve İsrail ile kati paralel hareket eden paşalar ve MİT mensupları da kati düşmandı. Gık çıkaran da hemen hemen yok gibiydi. Bugünün azılı muhaliflerine “kendinizi gizleyin” emri gelmiş olmalıydı ve bu işi de çok iyi becerdiler, burunları kanamadan çıktılar…
17 Aralık darbesinin aktörleri için de aynı şartlar geçerlidir. Çok net olmasa da ABD ve İsrail, hatta Almanya ve İngiltere de destekçidir… Bu dörtlü darbecilerin başarılı olacaklarından emin değiller, emin olsalardı açık ve şiddetli destek verirlerdi. Nitekim tecrübeli bir sivil olarak,18 Aralık’ta “Başarılı darbe ilk günden belli olur!” demiştim ve bir tahminimi dile getirmiş, sürecin sonunda Darbe Odağı olan zat iade edilir, Büyükelçi Jüniör Ricciardone merkeze çekilir demiştim. Henüz bu tahminim tutmadı, ama darbe sürecinin aktörlerinin de eteğindeki taşlar henüz tükenmedi. Anlayacağınız, henüz kızışmış darbeciler hızını alamadı yahut Allah korusun birileri darbenin B Planı’na geçtiler…
17 Aralık “ordusuz darbe” denemesi olarak bir ilk… Geriye kalan dış destekler aynı, iç destek ve medya yine aynı. İçlerinde dinli gazeteleri, gazetecilerin olması aldatıcı olmasın, bunlar 28 Şubat’ın da destekçisiydiler; dinli, hatta dinci oluşları darbecilerle ciciş olmalarına mani değildi. Rolleri o gün ne ise bugün de aynıdır. Tavırları da değişmiş değildir. Ben asıl bu zevatın bugünkü hallerine şaşıranlara şaşarım. Bunları darbeci de, dinci de yapan yalnızca çıkarlarıdır çünkü; kendi dışındaki dinlere müsamahaları pekiyidir ama “diğer dinci”lere sadece hasım gözüyle bakarlar… Kurdukları dış ittifaklar, el-hak zekicedir ama “işbirlikçi” olunca zekaları da ön plana çıkıyor zaten(!). İçlerinde kalan ergen muhalefet siğilceleri patlıyor ve çok esprli oluyorlar maşallah, biraz da komikler tabii…
Konjonktürel muhalefet, erkek yazılar yazan büyük düşünürlerin karşısında sivil bir iktidar değil de, askerî bir ara dönem hükümeti olsaydı ne yaparlardı? 28 Şubat’ta olduğu gibi “Höööt” diyene, “Arka bahçemi size vereyim!” derlerdi. Bugün erkeğimsiler, ama konjonktür gereğidir, inanmayın. Tek bir örnek vereyim: Eli kanlı Sisi Darbesi’ne destek oldukları gibi, içlerinden bazıları alenen “İhvan Hareketi”ni şiddet yanlısı olarak gösterme haysiyetsizliğine bile düştü… Bana bu kadarı bile yeter!
Geçecek…Bunlar da geçecek elbette; ama unutulmayacak…
Mevcut süreç, henüz büyüteç altına yatırılmadı…
Ortam buna imkan vermiyor ama deşilecek ergeç… Bildiklerimizin çok az olduğunu hepimiz anlayacağız…
Peki, aniden erkekçe yazılar yazan, tatlısu muhalifleri ne yapacak? Pişkindirler, hafif polimlerle kıvırıp işlerini düzene sokar, yumuşak yumuşak sürtünen yazılar yazarlar…