(21)
Bir gözden geçirdi ki; “Baba, benden bu kadar bezdiysen, ekmeğimle suyumu da kes de ben burada öleyim, sen de kurtar, ben de kurtarayım.” diye yazmış. O zaman doğruldu.
-Cariye kızım gel, dedi. Ona söyle başka kabahati yoktur. Evvelki kabahatinin üzerine yatıyor, dedi.
Cariye geri gitti. Cariye gittikten sonra paşa;
-Aşıklar!
-Buyur paşam.
-Kalkın bakayım, dedi. İkisi de ayağa kalktılar.
-Oğlum, benim bir sırrım var. Herkesten mahrem tutuyorum. Sizi benim divan âşığım olduğunuz için her sırrımı bilmeniz lâzım. Benim bir kızım var. İsmine Nigâr Hanım derler.”
Nigâr’ın adını duyunca Mahmut, titremeye başladı. Kamber, dirseği ile koltuğuna dürtüyordu.
-Oğlum, şimdi sizi kızımın köşküne gönderiyorum, dedi. On gündür yanımdasınız. Her sözünüzle kendinizi bana Hak âşığı olarak gösteriyorsunuz. Sizi tecrübe etmek için önünüze adam katmayacağım. Yolda giderken; “Nigâr köşkü nerede?” diye sorarsanız, duyarsam kafanızı kestiririm bir; ikincisi de size iki saat veriyorum, iki dakika geçirirseniz, geri gelince kafanızı kestiririm, işin şakası yok, iki; üçüncüsü, geri gelirken, “Biz Nigâr’ın köşkünden geliyoruz. Nigâr ile muhabbet ettik, çaldık çağırdık.” derseniz, duyarsam, kafanızı kestiririm üç. Haydi gidin bakayım, dedi.
Bunlar ileriye gelip paşanın ellerini öpüp selamladılar, kıçın kıçın kapıdan çıktılar. Âşık tuttukları için ikisinin de sazı vardı. Dışarıya çıktılar. Kamber, tabi bilemiyor hiç bir yeri, görmedi, on gündür orada ama. Mahmut, pir elinden bedeli âşık. Pirler aşk badesini verdiği gün Nigâr Hanım’ı buna gösterirken parmaklarının arasından Nigâr Hanım’ın köşkünün yolunu hep göstermişlerdi. Kamber’in önüne düştü, saz boynunda. Öyle gidiyordu ki; “iki saat olur ki geçer de izinim dolar, gelemem.” diye var gücüyle gidiyordu. Kamber de peşi sıra. Hasan Ağa da sabahleyin kalkmış, bastonuna dürtüne dürtüne divana geliyordu. Gördü ki, kendinin âşıkları öyle gidiyorlardı ki, birbirine dolaşıyorlar. “Bunlar, kaçıyor mu yoksa?” diye düşündü. Hasan Ağa köşeden dönüp önlerine çıka.
-Durun bakayım. Bunlar durdular.
-Nereye gidiyorsunuz oğlum?
Birbirinin yüzüne bakıyorlardı.
-Söylemiyoruz amca, dediler.
-Yeğenimin köşküne mi gidiyorsunuz?
-Evet, yeğeninizin köşküne gidiyoruz, dediler.
-İzniniz?
-İki saat.
-Alamamışsınız, dedi. Dönün bakayım.
Hasan Ağa bunları geriye döndürdü, bastonu ile önüne kattı, getiriyor. Kamber geliyor, iyi. Fakat, Mahmut’un öyle canı sıkıldı ki; “Hey Ya Rabbi! Benden hiç mi belâ eksik etmezsin sen? Şimdi gidersem, o adamın gönlü geçer de göndermezse, ben daha Nigâr’ı nerede göreceğim? İki saat değil, iki dakika olsa, bir görsem idi.” Kendi kendine sokrana sokrana geliyor. Hasan Ağa bunları alıp geldi, divandan içeri soktu. Bunlar paşayı selamladı, durdu. Hasan Ağa geçip yerine oturdu. Paşa;
-Neye geri geldiniz oğlum? Ben sizi nereye gönderdim? Hasan Ağa kalktı;
-Ben getirdim paşa oğlum.
-Neye geri getirdin amca? Dedi ki:
-Paşam! Sen koca bir paşasın. Ruy-i zemin paşasısın. Bu muhitte senin sözün söz. Başka bir söz karışmaz senin sözüne. Fakat, sen böyle şeyleri gayet ince düşünmelisin ki, kimsenin günahına girmeyesin. Bazan öyle yoğun düşüyorsun ki, senin düşündüğünü çocuk dahi düşünmez, dedi.
O zaman paşa sordu:
-Amca, neyi yoğun düşünmüşüm?
-Neyi yoğun düşüneceksin, dedi. Bu çocuklar sabahleyin Mısır şehrine girdiler, benim elime geçtiler. Ben de aldı, doğruca senin huzuruna getirdim. On gündür de buradan hiç bir yere çıkmadılar. Mısır şehrinin hiçbir yerini görmediler. Bunlar garip adamlar. Sen bunları göndermişsin, yeğenimin köşküne. İsim yasak, sormak yasak. Bunlar o yana bu yana dolana dolana ancak bir buçuk saatte köşkü bulurlar. Sen bunlara vermişsin iki saat. 
Geriye kalır yarım saat. Köşke varır otururlar. Bunlar oturur oturmaz, senin kızın köylü kızı değil ki, gelsin bunların yakasından asılsın; “Haydi bakayım, âşık bana türkü söyle.” desin. 
Senin kızın koca bir paşa kızı. Bunlar biraz oturacak, kahvesini içecek, cariyeler bunlara kahve verecek. Senin kızın yanlarına gelecek. Bunlar garip adamlar. “Nerelisiniz? Nereden gelip nereye gidiyorsunuz? Buraya ne maksatla geldiniz? Adlarınız ne?” Bunlara bir sürü sorgu sual soracak. Sonra da beyit söyletmemiş güvermeyecek. Aradan geçecek bilmem ne kadar saat. Sen bunlara vermişsin, iki saat izin. Paşam sen bana âşıklarımı iade et.
-Ne demek istiyorsun amca?