Menfaat, evet?
Modern yüz yılların biricikleştirilmiş ve hayatın merkezine yerleştirilmiş kavramı: menfaat... İnsanın menfaatini seven bir varlık olarak tanımlanması tabii, sadece menfaatini seven bir varlık olarak tasavvuru ise projedir. Bu proje, insan-insan ilişkilerini menfaate indirgeyen bir dünya ekonomi ahlakının hâkimiyetini kıtalara yaymıştır. Görünüşte ahlakî zorunluluk yoktur ama hukukî düzenlemeler, sahtekarca ahlakî olanın üzerine çılanmış; onlarca nesil menfaatin esas o0lduğu pazarlar için müşteri olarak yetiştirilmiştir.
Bütün dinler, ?kanaat ekonomisi?ni teklif eder; hattâ en belirleyici unsurdur. Bir din, insanlar arası ilişkileri, ekonominin dalgalanmaya bırakırsa orada hayata sirayet eden din değil, çıkara katma değer olan din kurumlaşır. Protestanlık, münharif Yahudilikten inhiraf eden böyle bir dindir. Dinin akaidi kuralları değil; dindarların yaşayışı değişir; kaldı ki, Protestanlık akaide de müdahildir. Müslümanlık açısından, akaid ve kitap muhkemdir ama dindarların hayatı kapitalizme uyum sağlar ve âlimden bozma din adamı güruhu uyumlu fetvalara verir. Teferruat öne çıkar, dinin esası uzak tutulur.
Aydınlanma Çağı´nın en önemli dinamik örgütlerinden biri de mason cemaatleridir. Masonlar, örgütlü olarak toplumları değiştiren ilk ve ciddi yaygın Sivil Toplum Örgütü olarak gözükür. ?Masonik dayanışma? tipini tabana doğru yayarlar. Menfaate dayalı ve resmi br çatı altında osun olmasın, her sivil örgüt menfaate dönüktür ve ?masonik dayanışma? içerisindedir.
Yazının birincisinde dile getirdiğimiz, Menfaatçi Terör Örgütü, doğrudan yasal bir örgütlenmeye değil, davranış biçimlerinin yakınlaştırdığı bireylerden oluşur. Bu sayede çok parçalı kimlik taşıyan bireyler, ortak çıkarları için platform oluştururlar. İslamcıların bir kategori olarak farklılık taşısa da yekun olarak sağcılar ve sağcılık tipik bir menfaat-iktidar ilişkisini çok usta sürdürme yeteneğine kavuşmuştur. İslamcılar içerisinde çok büyük bir kesim, yıllardır bu tür ilişkiyi sürdürmüş ve birbirine yakınlaşmış ve ?gerçek islamcı?larla mesafeli bir şekilde bürokrasi ve orta sınıf dejenere kentliler içinde semirmişlerdir. FETÖ, bu en az yetmiş yıllık bir sürecin en keskin örneğidir. Din en önemli katma değerdir ama dinîleştirilmiş ideal sadece iktidar/zenginlik elde etmektir. Dış destek, FETÖ´yü ?Devlet Olma? sevdasına sürüklemede önemli bir rol oynamış olabilir.
Çok dikkat edilmesi gereken husus, sebep-sonuç ilişkisidir. Öncelik, diğer dindarları kullanarak kudret sahibi olmak istey6enlerin oluşturduğu MÖTE´dedir. Terör uygulama imkanları da vardır ve bu ?şiddet ve baskı?yı ustaca bürokraside yahut diğer alanlarda imkan sahibi olduklarında, diğer insanlar ve din kardeşleri(!) üzerinde sergilemekten çekinmezler. FETÖ, METÖ´nün açtığı yolun bir sonucudur. FETÖ, son haliyle terör örgütü olarak işaretlenmiştir ve iflah olması mümkün değildir ama METÖ ayaktadır. METÖ´nün şu ana FETÖ´nün yerle bir edilmesini fırsat bilerek, bürokraside hâkimiyetini kuvvetlendirdiği ve boşlukları değerlendirerek, daha da semirdiği söylenebilir.
Ahlakı: din istismarı, İslamcılık iddiası, siyasi dalkavukluk, çıkar, hile, pusu, iki yüzlülük, hırs üzerine kurulu olan her fert bu milletin şahdamarına yapışmış sülük gibidir. Bunlarla, yani METÖ ile mücadelenin tek yolu adalet ve liyakate riayettir.
Adalet ve liyakati her türlü istismarı engelleyecek düzeyde ikame etmek şart?