Âkif fasihtir; Türkiye´de ?Fasih Türk? olmak giderek zorlaşmaya başlamıştır. Türk Milleti olmanın ne demek olduğunu on kıtalık bir şiire sığdırmak Âkif´e nasip olmuştur ve o bu yüzden ?Millî Şair?imizdir. Herkesin birbirini ?ötekileştirdiği? bir düşüncesizlik ve stratejik kirlilik ortamında, İstiklal Marşının iki kıtasını değil tekmilini sevmek ve benimsemek ?ötekilerden biri? olma damgası yemeye yetmektedir. İstiklal Marşının tümünden bir ?millet? ve ?milliyetçilik? ontolojisi çıkar. Günümüzün giderek yaygınlaşan ?parçacı ve parçalayıcı milliyetçilikleri? farklı maksatlarla Âkif´in çizmiş olduğu bütünden uzaklaştıkça, nesnesinden kopuk bir söyleme düşmektedirler; bu söylem bir noktadan sonra ?milletsiz ve milliyetsiz milliyetçilik? gibi felaket bir sokak ideolojisine dönüşmektedir.
Âkif, kendi hakkında ve kendi şiiri hakkında fazla konuşmayan bir şahsiyettir. ?Aczimin giryesidir bence bütün âsârım? mısraı onun hem şiir kudretini, hem tevazuunu göstermektedir. Şiirleri hakkında çok az konuşan adam, İstiklal Marşı´na ?Milletimindir? diyerek imzasını atmamış ve konulan para ödülünü de sırtında onu soğuktan koruyacak bir paltosu bile yokken almamıştır. İstiklal Marşı´nı yazdıran şartlar ve duygular, onun diliyle daha güzel anlaşılır. Hasta yatağında İstiklal Marşı´ndan sözedilince, hastabakıcının yardımıyla doğrulur ve ? İstiklal marşı? O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının ifadesidir. Binbir fecâyi karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz? Onu kimse yazamaz? Onu ben de yazamam? onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur? Allah bu millete, bir daha bir İstiklal Marşı yazdırmasın? der, yorularak uykuya dalar.
Mehmet Âkif, ek yeri olmayan bir adamdır, ona yöneltilecek her tenkid samimiyetinin ve dava adamlığı vasfının gölgesinde kalmaktadır. O fildişi kuleden seslenen bir şair değil, Millî Mücadeleye fiilen katılan bir kahramandır. Onu şiirinden hareketle eleştirmek mümkün değildir, çünkü şiiri hayatıdır; hayatı hakkında ?şahsa ait? bir şey ayıklamak ise mümkün görünmüyor. Kudretli bir sanatkâr olmasına rağmen, şiirinde ferdiyetini bu kadar bastıran ikinci bir şairin dünya edebiyatında örneği olduğunu sanmıyorum. Âkif´le güya aynı temaları paylaşan yığınlarca şair vardır, ama onların pek çoğu Milli Mücadele´den sonra ?paye-i rıfat? koparmak için yazmıştır ve ?resmî şair?dirler. Âkif ise milletinin şairidir, sıfatını ona millet vermiştir. Âkif´in, hamasi şiirleri, kuru bir milliyetçilik söylemi değil, bir mücadele ve dava adamının hayatıyla bütünleşmektedir, bu yüzden yadırganmaz. Daha sonraki dönemlerde ise zayıf şair olup hamaset edebiyatı yapanlar parsayı toplamıştır. Âkif´in millet ve milliyetçilik anlayışı, sonraki dönemlerin siyasî milliyetçiliklerin tersine çok açık ve net çizgiler taşır. Millet olmanın vazgeçilmezleri olarak değerlendirdiği bütün unsurlar, onun yaşadığı dönemde yaşayanların az ya da çok müşterekleridir; günümüzde böylesine kapsamlı ve kapsayıcı bir bütünlük taşıyan perspektif ne aydınımızda vardır, ne de ?milliyetçi/ulusalcı? ideologlarda. Her kesim kendi ideolojisine uygun bulduğu unsurlardan yola çıkarak bir millet ve milliyetçilik inşa etmektedir ve hepsi de bütünü kavrayamama marazına tutulmuşlardır.
Âkif´in ?Allah bu millete, bir daha bir İstiklal Marşı yazdırmasın!? duasına amin demekle beraber; ülkemizin içinde bulunduğu millî sığlıktan kurtulmak için aydınımızın, ricalimizin, gençlerimizin İstiklal Marşı´nı bir millet ontolojisi olarak kavramalarını da temenni edelim. Ontolojik olandan yola çıkınca parçalar bütüne doğru yönelir; ümidimizdir.