Otuz yıla yakındı. Bekir Sıtkı Erdoğan ve Nurettin Özdemir´le birlikte Elazığ Sivrice´de, Hazar Baba dağında, Hazar Gölünü manzarasını seyretmiştik. Bekir Sıtkı Erdoğan´ı 24 Ağustos 2014´de kaybettik. Onun gibi, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli şairlerinden Nurettin Özdemir ise iki yıl sonra, 25 Ağustos 2016 Perşembe günü aramızdan ayrıldı. Fotoğrafın üçüncü kişisi ne zaman gider Allah bilir.
Önce, Nurettin Özdemir´in kısa biyografisinden söz edeyim:
1927 yılında Gümüşhane´nin Kelkit İlçesi´nde doğdu. İlk ve ortaokulu Kelkit ve Gümüşhane´de, liseyi Trabzon ve Haydarpaşa Liselerinde okudu. 1948´de şiirlerine ilham kaynağı olduğunu söylediği çocukluk arkadaşı Hikmet Odabaşıoğlu ile evlendi.
Nurettin Özdemir´in İlk şiiri 1944´te Trabzon Halkevi Dergisi İnanç´ta yayımlandı. 1951 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi´ni bitirdi, serbest avukat olarak çalıştı. 1961-1972 yılları arasında Gümüşhane Milletvekili oldu. Bu süre içinde TBMM İdare Amirliği yaptı. 1980´de Kültür Bakanlığı Müşavirliği´ne atandı. Bu görevinden emekli oldu. Özdemir´in şiirleri Varlık, İstanbul, Şadırvan, Hisar ve Çağrı dergilerinde yayımlandı. Eserleri: Hayat Şiiri (İst.1949), Yağmur Sonrası (İst.1955), Yitik Sevgi (Ank.1959), Vakit Geçti Yorgunum (1981), Zaman ve Aşk (1997).Özdemir bütün şiirlerini ´Zaman ve Aşk´ isimli son kitabında toplamıştı. Bir şiirini aktardıktan sonra sanatı ili ilgili birkaç cümle yazayım:
FARKINDA MISIN?
Gecenin tadı yok farkında mısın? Saçların bambaşka karanlıklarda Ve sanki unutmuş gözbebeklerin Huzuru en eski hatıralarda Sırrını kaybettik mesafelerin Bilmem uzakta mı yakında mısın? Gecenin tadı yok farkında mısın?
Gecenin tadı yok farkında mısın? Bakışların garip, mahzun, ümitsiz Söylediğin bütün şarkılar yarım Artık bu bahçede mesut değiliz. İşte son daveti hatıraların! Geriye dönecek çağında mısın? Gecenin tadı yok farkında mısın?
Nurettin Özdemir 70 yılı aşkın bir süredir şiirle uğraştı. Her zaman gerçek şiirin ufuklarından ses verme çabasını gösterdi. Şiirlerinde, katı gerçekler yerine sıcak duyguların şarkısını söyledi. Aşklar, hüzünler, ayrılıklar en ince, en munis bir haldeydi dizelerinde. Geleneksel şiirimizin doğrultusunda yeni bir ses ve ahenk getirmeye çalıştı. Dili aydınlık, akıcı ve ahenkliydi. Hemen hemen bütün şiirlerinde bir ses güzelliği ve bütünlük vardı. Bir başka güzellik, "Vatan" tanımını en iyi yapan şairlerimizden biri olmasıydı:
Vatan,
Antalya´da bir mavi su, Posof´ta bir çorak tarla, Gümüşhane´de bir yemyeşil bahçedir.
Vatan, Sivas yaylasında Yıldız bakışlarıyla aydınlanan Ip-ıssız bir gecedir.
Vatan, Kelkit´te bir kardeş mezarı, Zonguldak´ta bir maden işçisi, Rize´de çay toplayan bir gelin Ve seccadesinde namaz kılan bir ihtiyar annedir.
Vatan, Aydın tebessümüyle Aslıhan Ve duru bakışlarıyla Emine´dir.
Vatan, Ceylânpınar´da bir ince ceylân, Edirne´de bir ince minaredir.
Vatan, Hudut boylarında dalgalanan Güzel bayrağımızda Hare hâredir.
Vatan Küçük ellerinin avuçladığı Sâde bir toprak parçası değil çocuğum, Toprakla büyüyen bir kutsal düşüncedir. Vatan, Isparta halısında bir gül Ve Kütahya çinisinde Ateşten bir laledir.
Vatan, Hazar Gölü´nde şiirli bir akşam Ve eski Harput´ta Burcu yıkılmış bir kaledir.
Vatan, Ayder Yaylası´nın yeşilliğinde Dağların, bulutların gözyaşı Bir şelaledir.
Vatan, Hakkari´de sıra dağlar Ki bölünmez; Yürek yüreğe, el eledir.
Vatan, İzmir yollarında doludizgin bir süvari Ve yağız atların boynunda Zaferle uçuşan köpüklü bir yeledir.
Vatan, Ankara´da Anıtkabir´de, Yanıp da Sonsuza dek Sönmeyecek bir meşaledir.