Sadrıma bu kelime düştü ''öğütmek'' beni heyecanlandırdı çünkü gönlüme düşen kalemime de düşecekti. Önce kendi içimde uzun uzun öğüttüm... Sonra düşündüm bu sözden evvel ne çok şeyi öğüttümüşüm meğerse. Kalbimi acıtan şeyleri öğütüp  ayıp olmasın kimseye diye kahve diye sunmuştum.

Sahi her  söz kahve çekirdeği gibi öğütülmesi gerekir mi?  Yoksa canınızı sıkan sözler sahiplerine tekrar havale mi edilmeliydi?

Ahh ben! diyor insan bazen kendine değirmenler kurup içinde neler öğütüyor. Sonra içindeki takımı tezgahı toplayıp zahiren olmasa da uzaklaşıyorum usuldan sessizce. İçimde mahkemeler kuruyorum yargıç benim suçlu benim hakim ben. Bazen bu kadar şeyi öğütmem gerekiyor muydu diye soruyorum  kendi kendine. Hayır cevabını verince içindeki masum beni 40 kilitli bir zindana atıyor anahtarları ise kahve çekirdeği ile dolu çuvalların içine koyup 7 kat yerin dibine gömüyor. Öğüttüm sandım dediğin  her şey,  bir çerçi tezgahına koymuş satıyor bağıra bağıra tam gönülümün dibinde. Her gün aynı ses aynı gürültü.

Ah ben öğretememişim meğerse!

Öğütmek! Öğütmek zorunda olmadığım nede çok şey varmış. 40 kilitli zindanın anahtarlarını 7 kat yerin dibinden çıkarıyorum 40 kilitli zindanda 40 kez kendimi çıkarıyorum. Önce kendimi affediyorum ne çok haksızlık etmişim kendime gönül değirmenimi yormuşum. Sonra fısıldıyorum bunca kalleş oyunda yokum! Gönlümü ipeklere sarıp ahşap tavanlı bir beşikte sallıyorum.Tıpkı 5 aylıkken ananemlerin ahşap evlerinde sallandığım gibi tüm yüklerimi bırakıyorum. Ahşap bir evin avlusunda bir anı canlanıyor dimağıma, 5 yaşında varım yokum, bahçede bir çeşme var ben yanı başında hiç bir şey öğütmek zorunda olmadan oynuyorum. Bundan sonra sadece zamanı öğütüyorum ve  bir kahve yapıp bir gün batımı izliyorum içime çeke çeke.

Öğütmeyelim her sözü gönlümüzü yormayalım boş yere.Herkes de olmak zorunda değiliz herkes de bizde olmak zorunda değil.

Bir sonraki yazı da buluşmak üzere.