Hayatımın en güzel günlerini soran olsa Ramazan günleri derim. Herkesin ?Hele Ramazan gelsin de...? diye başlayan planları var mıdır bilmem ama benim vardır. Ramazan´ın ruhuna uygun ve doğrudan şahsî planların çoğu uzlet gerektirir ve sosyal hayattan, medyadan itikâfa girmiş gibi uzaklaşırım. Bir odada itikâf olsaydı, sofaya bile icap etmedikçe çıkmazdım, yani öyle? Dünya ile bağı koparmak değil, bağı gözden geçirmek için orucun büyük bir imkân sağladığı düşüncesiyim. Taşra iftar davetleri de zaruret olmadıkça kabul ettiğim bir şey değil.
Dünya nimetleri ile dolu iftarlar yaşarken, lokmaların boğazıma düğümlendiği anlar elbette olur. İslam dünyasının kanamalı bir hasta gibi oluşu büyük bir ıstırap kaynağıdır.Ancak hayran olunacak güzellikteki yiyecek ve meyvelerden tatmak da bir tür oruç keyfidir. Ailece çorba ve salata standart menümüz, bir de fırında sıra bekleyerek yaptırdığım pide her şeye yetiyor. Ramazana mahsus salata işini üstleniyorum, bu meslek bana baba mirası. Merhum babam çok güzel salata yapardı ve biz de çocukken imrene imrene seyrederdik. Kaşıkla dalardık sonra kayık tabağa, pide ve salatayla karnımızı doyururduk. Yaz oruçlarında salata ayrı bir ferahlıktır. Yemekleri çok güzel anlatırım, dinleyenin ağzı sulanır. Oysa anlatmayı sevdiğim taamdan bir kısmını doğru dürüst yiyemem bile. Yemek ayrı, yediğinin lezzetini almak ayrı bir şey? Benim yemek mesaim genellikle tadımlık; her kaşık ve lokma tane tane ve hepsine olabildiğince ayrı besmele?
Bir Ramazan´a daha kavuştuğum için mutluluk duyuyorum; ailenin yüzde ellisi yanımda yok ama olsun; hanede ağız tadını sürdürmeye gayret ediyoruz. Bir de iftar sofralarında bizden uzağa düşen aile fertleri ve göçenlerimiz iftar sofrasında aklıma çok gelir. Yaşlılıktan olabilir; yaşanan azaldıkça, hatıra çoğalıyor.
Her haneye, her oruçluya gönül ferahlığı ve ağız tadı dilerim.