Bazı kelimelerin yerini başka bir kelimeyle dolduramazsınız. Her kelimenin tılsımı, sesi, titreşimi o kelimeye özel, bu yüzden de etki alanı faklı. Nedense bu günlerde sıkça Şefkat kelimesini düşünürken buluyorum kendimi. Kökeni arapça olan bu kelime lügat da manası ´´Acımak, sevmek´´ olarak zikrediliyor. Şefkat kelimesini kullanacağınız yerde ?acıdım? deseniz, yerini doldurabilir misiniz? Elbet de doldurmazsınız. Şefkat daha söylerken yüreğinizi sarıyor sarmalıyor. Acıyan kanayan gönlünüzü sesindeki renkle bile tamir ediyor. Çok üzüldünüz, çok yıprandınız, ağladınız, şefkate ihtiyacınız var. Uyku insanın ruhuna şefkatle dokunuyor sanki. Uyku yarı ölüm derler ya. Ruh beden den azat oluyor ve üzüldüğünüz mesele size ait değil artık. Ruhunuz kim bilir nerelerde, belki de ait olduğu yerde bedeniniz öylece yerinde sizi üzen mesele ne bedenin ne de ruhun artık en azından uyanıncaya kadar. Ve uyku size bir nevi şefkatle tüm acılarınızı unutturuyor. Gönlünüz tırmalanıyor. Yapayalnız hissediyorsunuz, kendinizi şefkate ihtiyaç duyanlara tüm anaç halinizle ana olup şefkatli cümleler kuruyorsunuz. Kimsenin gönlü incinmesin diye çaba sarf ediyorsunuz. Aranızdaki yaş farkı bir, üç, ne fark eder? Siz den şefkat isteyenleri sarıp sarmalayacak kadar büyük, bir köşede bilmediği bir şey için avuçlarını açan ve bilmediği bir duayı âmin diyecek kadar küçük bir kız çocuğusunuz. Sonra tekrar bu kelimeyle baş başa kalıyorsunuz, Şefkat. Hastane odasının camından bakmak gibidir bazen hayat, giden arabaları seyretmek, gelen ambulanslar için dua etmek, ziyaretçi beklemek, bazen yorganı başına çekip ağlamak. En çok da ?çocuklar ne yaptı? deyip, iç çekip annelik şefkatinden kendini unutmak gibi. Yollar şefkatsiz sanki ağrı içinde tek başına yolda giderken şefkatsiz yollar uzar da uzar. Şefkat ve şefkat. Tam dertleneceğin sırada, Şefkatin sahibi yüreğini ısıtır. Merhametliyi merhametsize şikâyet etmekten vaz geçersin. Senden şefkat isteyenlere en cömert şekilde sunarsın ama, sen ağladığında teksen, üzüldüğünde şefkatin sahibine sevk etmeyi de öğrenirsin. Seni anlatırken haklı bulanlar, arkanı döndüğünde cımbızla hatalarını bulacaklar. Şefkatin sahibi öylemi? Şah damarımdan daha yakın, zerrelerime kadar biliyor tüm hallerimi, tenhada ettiğim duaları ve bir bakıyorsun, hayalleriniz dua olmuş, dualarınız gerçek. Tüm şefkat kanalınızı besliyor. Gerçekleşen tüm hayaller sizi gülümsetiyor. Şefkat! Uzun uzun düşündükten sonra, Ya Rab! Şefkatin sahibi sensin diye iç geçiriyorum. Söğüt ağcının altında dua eden kız çocuğu içtenliği ve masumluğuyla gönül kapılarımı açıp, kendimi şefkate ihtiyaç duyduğum, unutamadığım ´´anlarıma´´, ´´anılarıma´´ misafir oluyorum. Aralarında dolaşıp tek tek sırtını sıvazlamam gereken ne varsa, tüm şefkatimle sıvazlıyorum. İçim ısınıyor tıpkı sonbahar da ısıtan güneş gibi. En şefkatliyi Yaradan biliyorum. Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet, Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflar mevcut demektir. Şemsi Tirmizi, Şefkatin kaynağı ´´O´´ gayrısı duruma göre şekillenen bir kaç teferruat.