Hayat Ağacı Dergisi´nin ataletinin sebebi hakkında düşüncelerim elbette var ama tecellisini beklemek şu an en iyisi. Bakalım ilk başsağlığını kim yahut kimler verecek. Editörüne kurulan çok yönlü kumpasın arkasında ise neyin, kimlerin olabileceği konusunda benim bildiğim kadarından fazlasını bilenler mutlaka vardır ve gizli kalmaz. Öyle yahut böyle valiliğin vesayetinde bile olsa uzun süreli bir sivil çırpınışın girdiği krize bendeniz hiçbir anlam veremiyorum. Vasi olan Allah´tır, ötesi laf-ı güzaf; yeter ki, verilmemiş hesapların olmasın.
Şu an maddi, manevi en büyük kayba uğrayan, derginin yıllarca yükünü taşıyan Tekin Şener´dir. Derginin yayın heyetinde olanlarla yoğun teşriki mesai içindeydi; isimleri kapakta yazmaktadır. Ben dergiye en az uğrayandım ve son sayılarda yazı da yazmaz olmuştum. Mutfağa hiç karışmadım; çalışan arkadaşlar nasıl isterse öyle yaparlar. Gerçi, sevenlerim çoktur(!) sağ olsunlar, dergideki her şeyden beni sorumlu görenlerin haddi hesabı yoktur. Soran olursa görüş bildiririm hepsi bu kadar. Gençken ?Gurbet? edebiyat dergisi editörlüğü yaptım ve bu işin nasıl belalı olduğunu bilenlerdenim. Aradan otuz beş sene geçti, o gün yazısını yayınlamadığım bazı yazarlar hâlâ hasımane tavır içindeler. Şimdi bazı yazılar yazarken, içimden ?Hayat Ağacı´na iyi giderdi!? düşüncesi hafiften geçiyor. Yakın olmak her zaman dost olmak manasına gelmez; bunu bir defa daha gördük. Ama ben şu okuduğunuz yazıyı dostluk adına değil ?hakkaniyet? uğruna yazıyorum. Dostluk ayrı bir şeydir ve haşre kadardır ve sonrasında da sürer. Biz kullarına kefil, vekil, veli ve şahit olan tek dost: Allah´tır: Kefâ billâh!
?Tekin Şener´e reva görülenlerden kim sorumludur?? sorusuna, şehre hâkim kemikleşmiş yapı cevabından öte cevabım yoktur. Üstelik bu neredeyse resmiyet kazanmış bir kent yapılanmasıdır. Sayın editöre bir de, en olmayacak ve tutmayacak ?FETÖCÜLÜK? kumpası kuruldu. Tutmadı tabii; asla tutmaz, çünkü dünya yansa en son FETÖCÜ bile olmayacak bir kişiliğe sahiptir. O günlerde bir iki defa telefonla aradım. Çok konuşkan biri değilim. Ama evine kapanıp perdeleri nasıl çektiğini ve ağladığını başkalarından duydum ve çektiği sıkıntıyı tahmin edebiliyorum. Adalet varsa bu jurnallerin failleri inşallah ortaya çıkar, çıkmasa da sorumlu olanlar ötede nasıl hesap vereceklerini düşünsünler. Allah, bu şer güçlerin iftirasından herkesi muhafaza etsin.
Mahut yapıya "Çıkar şebekesi" diyeceğim ama o bile değil artık; başka bir duruma geçtik! Tam sıfırlanmış şahsiyetsizlik ve "tarafsızlık" hali hâkim... Tarafsızlılıktan daha namert bir hâl ise tanımadım! Esas üzülmemiz gereken konu, bir dergi değil; şu manzaradır!
Burası böyle bir şehir...
Bazen kim kiminle ve neden iş tutar anlayamazsınız!
Hasetlik ve hasetler yanıbaşımızda devriye gezmektedir... 
Gittikçe saldırganlaşan dil, kültür, edebiyat pazarının kurtları; yedikleri insan etinin artığını temizlemeyerek, o sofradan o sofraya konup kalkmaktadırlar.
Yaşam tarzları: memurlar, müdürler vs hakkında jurnal yağdırmaktan ibaret kripto pislikler; lacivertlerle hâlâ çelimli çalım satmaktadır? Anlaşılan, arkalarında hangi hatırlı makamlar, dinî otoriteler varsa o makamların dokunulmazlığına aynıyla sahiptirler. Kuvvet kimde ve makam kimin elindeyse ona yatağan yaşayanlar, her köşe başını kesmiştir. Ki, bunlardan hiç kimse hesap soramaz; birinin teline değsen, hepsi taarruza geçer. Pur´u görünce tilkidirler, sürü görünce koyun.
Netice: Kim vurduya gitmektir ve bu ölü toprağı saçılmış şehirde şaşırtıcı bir şey değildir. Ölü toprağını saçanlar da bu şehrin kudretlileri ve seçkinleridir; fiili olarak değillerse de, kuvvede bizzat onlar sorumludurlar. Halk ?suskunlar?a karışmıştır adeta ve şehrin bu halinden tedirginlik duyarım.
Yeri geldi söyleyeyim: kalem ve kelam sahibi olmak diğer insanlara karşı bir ayrıcalık kazandırmaz; verilmiş bir ilâhî lütuftur. Benim de bu derginin muayyen bir zamanında yazılarımı kesmek isteyen "ağır adam"lar oldu. Aldırmadım, aldırmam... Bundan sonra hele hele hiçbir şeye aldırmam, kendi efkârımla okuyup yazmaya devam ederim. Yazacak ciltlerce konu var; ömür kısa, zaman dar. Hatır için belki yazarım, mahallemin ilk mektebinin dergisine bile yazdım. Şairliğe, yazarlığa "şiir ve edebiyat dışı" kuvvetlerin tasallutunun zirveye çıktığı şu anlarda, yazı yayınlamak hiç içimden geçmez. Yazı yazmak ve yazımın yayınlanması, belki kırk beş sene önce olsaydı sevindirirdi. Şimdi sadece düşündürüyor. Şiir için de aynı şey geçerli. Şehir, şairleri başta ve elbette nasirleri fikir namusuna sahipse şehirdir. Bir şehrin şerefi, sakinlerinin şerefidir; kalemin haysiyeti de sahibinin şeref ve haysiyetidir.
Edebiyat ve kültüre tüm yurtta şehir dışı kuvvetlerin müdahalesinin varlığı "paralel yapı"ları hatırlatıyor ve onlarla iç içe geçmiş "Dikey"leri, yani bürokratik uzantılarını. FETÖ´yü ikame ettiren zihnî sefalet, bundan başka bir şey değildir.
15 Temmuz sonrasıydı konuyu bir defa yazmıştım, hemfikir olduğumuzu zannettiklerimin alayı cüruf çıktı. Sağıma soluma tekrar bakındım, konuşması gerekenler, ?pusuya yatmış? bekliyor. Avlayacakları da sayın ki, bir çiğnemlik ete sahip bir serçedir.
Yazdım, kayıtlara da böylece geçsin!