“Beni hor görme kardeşim. Sen altındın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz. Sen gümüşsün ben saç mıyım? Ne var ise sende bende. Aynı varlık her bedende. Yarın mezara girende sen toksun da ben aç mıyım?” Bu diyara geldiler güzel sözler ettiler ve veda edip gittiler. Aşık Veysel üstattan bir söz ile başlayalım.
Farkındalık sahibi insan ömrü yettiğince içindeki alemi sonra dış dünyadaki alemi. Manalandırmak ister. Fark etmeden yaşanır mı? Yaşanır oda bir seçim lakin fark etmeden bakarsan bir mor çiçeğe ruhuna bir pencere açamaz, çiçeğe de yazık edersin mora da. Kendinle başlayan yolculuğun, tabiatla devam eder, insanla taçlanır. Kimi zaman kibrin ateşten gömleğini giyen kendine yazık eden bir Âdem le aynı safta olursun. Mevkiisini ve makamını baki sanan bir Âdem, hani arada da canın yanar.
Lakin ''iki kapılı bir han birinden girdim birinden çıktım'' diyen Aşık Veysel’in dizeleri gönlündeki tüm çalkantıları alır seni düzlüğe çıkartır. Anlaşılan şu ki kibri kendine yaren etmiş, bahtsız gönüle Üstat ''Sen altındın ben tunç muyum?'' diye sormuş. Tüm kâinatın sahibi Kerim olan Allah Kuran’ı kerimde ''Biz'' diye bir ifade ile emir ve yasaklarından kullarını haberdar eder. Biz bu kâinatta ufacık şeylere sahipken tüm gücü kendi varlığımızdan bildik.
Bir kurum yöneticini ziyaret etmiştim. Ziyaretimiz boyunca ne kadar ''tevazu'' sahibi olduğundan bahsetti uzun uzun. Sonra aslında ziyarete almak istemese almak zorunda olmadığından ama işte kendine münhasır bu ''mütevazılığı'' ne de ile kabul ettiğinden söz etti. Allah için bu kadar altını defalarca çizdiğin bir tevazuunun ne sana fayda sağlayacak ne bana ne de başkasına. Mevkiler geçici baki olan o mevkideyken sergilediğiniz tutum ve davranış! Üstat belli ki önce kendini sonra tabiatı daha sonra insanı çözmüştü, iyilik şerbetini tek yudumda içen insana da söyleyeceği çok şey vardı. Ya da tam tersi kibrin çirkin suretine bürünen insana da edeceği çok kelam vardı.
Fark eder mi şu karantina sürecinde kapında hangi model araban olduğu? Nerede nasıl bir evde oturduğun? Ya da takdir öyle tecelli etti, öldün. ''Yarın mezara girende sen tok musun ben aç mıyım?''
Sanki bu günlere ithaf edilmiş bir sözü ile veda edelim bu yazıya; ''Şu geniş dünyaya sığmayan gönül, şimdi bir odaya kapandı kaldı.''
Bir sonraki yazıda buluşmak duası ile.