(3) -Hayvah kardaş, diyor. Bu gelen Hızır idi. Biz niye dünya muradı istedik? Ahret muradı isteseydik ne olurdu sanki? Hata ettik, filan diyor, Vezir Ahmet. Biraz üzülüyorlar. Neyse akşam olunca Taht-ı Umman´a vasıl oluyorlar, faytonla. Tekrar efendime söyleyeyim köşke geliyorlar. Ahmet Vezir, öbür vezirler, Şeyhülislam hep toplanıyorlar, sohbet ediyorlar. Geç saatlerde onlar dağılıyorlar. İki kardeş baş başa kalınca. Ahmet Vezir gitmek istiyor. Ethem Şah, orada kalmasını istiyorsa da kalmıyor. Evine gidiyor. Hanımı diyor ki: -Vezirim, neredeydin? Bugün öğle yemeğine gelmedin. Ethem Şah´ın oraya baktırdım, orda da yoktun. -Aman hanım! Sorma, diyor Vezir Ahmet. Bizim bir ahdimiz var idi. Filan mıntıkada bir bağ şeneltmiştik, oraya gitmiştik. Dar akşamı geldik. -Oralar nasıl bey, diyor karısı. -Sorma hanım sorma, dünyanın cenneti... -Bizi de götürsene oraya. -Öbür cumaya da sizi götürürüm, Allah izin verirse. Lâkin orada bir Dervişe rastladık, Ethem Şah´la ben. Bize iki elma verdi. Yersek ikimizin de çocuğu olacakmış. Bu arada Ethem Şah´ın hanımı da aynı şeyleri soruyor, o da söylüyor. Bunlar Dervişin tavsiyesini yerine getiriyorlar. Derken efendim Hikmet-i ilahi işte, yaşlı oldukları halde iki kadın da çocuğa kalıyor. Dokuz ay, dokuz gün, dokuz saat, dokuz dakika tamam olunca Ahmet Vezir´in bir oğlu, Padişahın da bir kızı oluyor. Müjdeciler gelip haber veriyorlar. Padişah bunların müjdelerini veriyor. Efendim, bunlar nur topu gibi... Cenab-ı Hak övmüş yaratmış. Çocuklar yedi yaşlarına geliyorlar. Gelseler de isimleri yok. Bir gün vezir vüzera toplanıp diyor ki: -Padişah´ım, bu çocukların ismi yoktur; ne oğlanın ne kızın. Bunlara bir isim koyalım. Siz göçerseniz dar-ı dünyadan, bunlar kılıç kuşanacak. Adlarını ne diye çağıracağız? Kimi diyor ?Ali? olsun, kimi diyor ?Veli? olsun. Malum ya, insanlarda; ?Benim dediğim olsun.? gibicesine bir hava var. Bir şeye karar veremiyorlar. Tam üç gün toplanıyorlar. Üçüncü gün Derviş, yani Hızı Aleyhisselâm yine aynen derviş kıyafetinde geliyor. ?Tık tık? kapıya vuruyor. -Buyurun, deyip kapıyı açıyorlar. Padişah bakıyor ki, aynen bahçede gördükleri derviş. -Buyurun Derviş Baba, diyor. Kendi makamına oturtuyor. Fakat ortalığı bir sessizlik sarıyor Kendi kendilerine: ?Ne demek ola yahu! Surdan bir derviş parçası. Ben vezirim, öteki ikinci vezir. Ben ordu komutanıyım, o makama oturamıyorum da, bir padişah o makama, ayağı çarıklı bir dervişi oturtuyor.? diyorlar. Fakat onlar maziyi bilmiyorlar, tabi. O mübareğe malum her şey. Diyor ki: -Tatlı sohbetiniz vardı, cemaat-ı müslimîn. Neye kestiniz? Benim gibi cahilin bir tanesi diyor ki: -Neye kesmeyelim? Padişah´la Başvezir´in çocuklarının ismini koyacaktık. Siz gelip başköşeye oturdunuz. Bunlar tekrar mülahaza ediyorlar. Ali, Veli, Hasan, Hüseyin... Padişah, durumu anlıyor. Diyor ki: -Derviş Baba, bunlar hep nişangâhsız atıyorlar. Çocuklara siz bir isim koyun. Derviş: -Bir itirazı olan var mı? Kabul ediliyor mu benim koyacağım İsimler, diyor. -Hay hay, diyorlar. Evvel Allah sonra senin kararın. -Hey cemaat-ı müslimîn! Gıyaben isim yumurtaya konur. Olur mu öyle şey. Çocuklar huzura gelsin, burada isimlerini koyalım. Çocukları getiriyorlar ki, hakikaten ayın on dördü gibi uşaklar. Oğlanı sağ dizine, kızı sol dizine alıyor. -Oğlanın ismi Han Tahir, kızın ismi Han Zühre olsun. Yalnız diyor, Padişah´ım, Vezir´im, sayın cemaat sizden bir ricam var. Allah´ın emriyle, peygamber efendimizin sünnetiyle, İmam-ı Azam´ın içtihatları üzere Padişah´ımız Ethem Şah´ın kızı Zühre´yi, huzurlarınızda Tahir´e namızatlıyorum. İtirazı olan var mı? -Hay hay hiç itirazımız yoktur, diyorlar. Derviş Baba: -Ben bir abdest alayım, diyor. DEVAMI YARIN