(12) -Niye? Kız olup biteni anlatıyor. Kralın canı sıkılıyor. Daha atından bile inmeden, geri dönüyor. Ata hareket, kamçıya bereket, deh babam... İleride yol yediye ayrılıyormuş. Kral da istiyordu ki; ?Tahir oraya varmadan yetişeyim.? Uzatmayalım, Tahir daha oraya varmadan, yetişiyor. Atı harman ediyor, önünü çeviriyor. Attan aşağı iniyor. -Oğlum Tahir! Ben gelene kadar neye durmadın? Ben, senin bana evlat olmayacağını biliyordum. Belli bir yurdun var, fakat ben burada yokken, neye gidiyorsun? Derler ki: ?İspanya Kralı 4 kuruşluk vergi için, gitti evinden. Ailesi, kızı bir Tahir´e bakamadı.? Geri dön. Ben de cemaatimi toplayayım. Sen orada bir konuşma yap; başından geçenleri anlat. Ben seni yolcu ederim. -Peki. O diyor ?Ata bin?, bu diyor; ?Ata bin? İkisinin de dediği olmuyor. At, yedeklerinde şehre dönüyorlar, köşke geliyorlar. O gün yiyip içiyorlar, yatıyorlar. Sabah olunca Kral halkı topluyor. Tahir kürsüye çıkıp diyor ki: -Ey İspanya ahalisi! Ben, Kahraman şehrinden Ethem Şah´ın kardeşi Ahmet Vezir´in oğluyum. Bir desise yüzünden buraya geldim. Birkaç aydır Kralınızın yanında kalıyorum. Sağolsun beni evlat etti. Şimdi, gönlüm sılayı arzuladı. Hepinizden de memnunum. Müsaadenizle ayrılacağım. Onlarla vedalaşıyor. İspanya kralı bir at, bir heybe dolusu da altın veriyor. Tahir yola revan oluyor. Ata hareket kamçıya bereket yola revan oluyor. Ama ileride at çatlıyor. Bu, mecburen heybesini omuzuna alıp yola devam ediyor.Biraz gittikten sonra kendi kendine diyor ki; ?Yahu! Ben bir padişah neslindenim. Tacım, tahtım ele kalmış. Bir kralın sadakasına mı kaldım?? Kaldırıp heybeyi atıyor. Saz dalısında yürüyor. Ha babam, de babam, günler geçiyor, memleketi Kahraman şehrine geliyor. Etraf sisli olduğu için, memleketine geldiğini fark edemiyor. Bir çobana rastlıyor. Çoban Tahir´i tanıyor. -Ooo Tahir! Sen nereden geldin yahu? -Ne Tahir´i yahu? Sen kafayı mı üşüttün? Çoban inanmıyor. -Bırak oğlum, nağme yapma. Seni tanımadım mı sanıyorsun? Bu sürü kimin biliyor musun? Amcan Ethem Şah´ın davarları. -Ne Ethem Şah´ı? -La bırak, hasta mısın, aslanım? Bu gördüğün şehir Kahraman şehri değil mi? Artık, Tahir kendini gizlemiyor. Çobana diyor ki: -Mademki tanıdın, bana Zühre´den haber ver. -Zühre, diyor çoban. Kara Vezir´le evlenecek. -Deme! -Vallah. O zaman Tahir kendisini daha tutamıyor. Zaten bülbülün ölümünden dolayı içi dolu. Bakalım orada çobana ne söylüyor: Akıl ermez bu Mevlâ´nın, işine Koçyiğitler çıplak doğar anadan Senelerdir hasretini çektiğim Havadisin devre aldım sıladan Gamı def olmuyor, alıyor bir daha: Bilmem TAHÎR senin halin n´olacak Bu hasretlik kıyamete kalacak Böyl´olursa bu dert beni alacak İstiyorum al canımı yaradan Çoban diyor ki: -Korkma aslanım korkma. Sen gittiğin günden Zühre fincanla zehri hazırladı, masanın üzerinde duruyor. Bir yanlış hareket yapsalar, o an zehri içecek. Senin yolunu gözlüyor. Ben seni bu gece Zühre´ye kavuştururum. Çoban önde Tahir arkada şehre yürüyor. Biraz gidince Tahir duruyor. Kendi kendine diyor ki: ?Yahu! Bu adamın arkadaşı yok. Sürüyü buraya bıraktı, gidiyor. Biri çalsa, bir kurt kapsa, ´N´oldu çoban neredeydi?´ deyip işin aslını öğrenmezler mi? Hem çobanın hayatı gidecek hem benim.? Çoban bakıyor ki Tahir gelmiyor: -Gelsene Tahir, dedi. -Kardaşım, sen sürüyü bırakıp nereye gidiyorsun? Bir kurt gelse sürüyü kırsa, seni arayıp bulmazlar mı? ?Tahir´i getirmiş de şöyle oldu, böyle oldu? demezler mi? Senin de boynun gider, benim de. DEVAMI YARIN