(11) -Ya Melik! Bu sefer bizimle gitmedin, hep zarar ettik. Biz de vergimizi vermiyoruz. Biz kazanırsak, sen de kazan. Yoksa, neyi bölüşeceğiz? Kral bakıyor ki, kervancılar haklı. -Peki hazırlanın, bana da haber verin, diyor. Kervanlar hazırlanıyor. Melik´e haber veriyorlar. Kızını çağırıyor, İspanya kralı. -Kızım, diyor. Otuz tane bahçe var. Her birinde çeşit çeşit meyve, sebze, çiçek, gül... Kuşlar da kısım kısım... Şu yirmi dokuz bahçeye gireceksin, otuzuncu bahçeye girmeyeceksin. O bahçede sadece güller, bülbüller var. O bahçeyi açma sakın. Otuzuncu gün ben buradayım. Kervan gidiyor. Şimdi kızla Tahir, hergün bir bahçeye giriyorlar. Orada yiyip içiyorlar, her şey bol. Zühre her kapıyı açıyor, otuzuncuyu açmıyor. Tahir diyor ki: -Bacım yirmi dokuz kapıyı açtık, yirmi dokuz gündür eğleniyoruz. Bugün de şurada eğlenelim. -Yok Tahir, orası yasak, diyor kralın kızı Zühre. -Niye? -Orayı babam yasakladı. Tahir o zaman; -Külden tepe olmaz, elin evladı da ele evlat olmaz. Sobadan külü çek, yığ yığ, tepe olur mu? Ben de size göre elim tabi. Eğer hakiki kardeşin olsaydım, bana bunu söylemezdin. Tahir´in bu lafı, kralın kızı Zühre´ye dokunuyor. -Tahir, diyor. Kolumu kırmadın belimi kırdın. Buyur anahtarı. Anahtarı veriyor, kendisi yemek getirmeye gidiyor. Altın tepsi, altın bıçak, kaşıklar, çatal hep hazırlıyor. Biz haberi Tahir´den verelim... Tahir, bahçeye giriyor. Görüyor ki, orası öbürlerinden daha muntazam. Oturuyor oraya, gülleri, bülbülleri seyrediyor. Hafif bir rüzgâr varmış. Rüzgâr bir gül yaprağını düşürüyor. Bir yuvada da üç tane bülbül yavrusu varmış. Anneleri aşağı iniyor, o gül yaprağını alıp yuvaya koyuyor, gül yaprağı tekrar düşüyor. Bu üç defa oluyor. Üçünde de alıp koyuyor. Bülbül tahammül edemiyor, figana geliyor. Sonra semaya çekiliyor, kanatlarını toplayıp yüzükoyun kendini aşağıya bırakıyor. Orada kuru bir gül çalısı varmış. Kendini bu çalıya vurunca, diken göğsüne girip öbür taraftan çıktı. Bülbül ağzını üç defa açtı yumuyor. Tahir bunu görüp düşünceye dalıyor. Kendi kendine diyor ki: -Yaaa! Bir tek gül yaprağı için bülbül canını feda ediyor, üç tane yavruyu öksüz bırakıyor. Ben nasıl bir insanım ki, Kahraman şehrinde Zühre´yi Kara Vezir´e koydum, tacı tahtı bıraktım, burada İspanya Kralına evlat oldum. Olmaz, ben buradan giderim. Yerinden kalkıyor, sazı sırtına takıyor. Tam bahçeden çıkarken Zühre geliyor. -Nereye kardaş, dedi. -Babana selâm söyle, daha burada durmam. -Sen bilirsin kardaş amma ayaklarının altını öpeyim. Babam gelir bana hakaret eder. O gelene kadar dur. -Yok, dedi. Bir-iki hane söyleyip gideceğim. Sazı kılıfından çıkarıyor, elindeki gül demetlerini oraya koyuyor Bakalım orada kıza ne diyor. Bülbül bir yumurta kuzlar Gülün arasına gizler On bir ay gül başı gözler Telef etti canı bülbül Zühre, öyle onu dinliyor. Gamı def olmuyor, alıyor bir daha: Bülbül kanadı al olur Uçar göğe bir hal olur On bir ay bülbül lal olur Telef etti canı bülbül deyip, sazı sırtına takıyor. -Bacım Allahaısmarladık, diyor. Kız yalvardıysa da kâr etmiyor. Haberi kimden verelim; İspanya Kralı´ndan? Aradan bir şey geçmedi İspanya Kralı geldi. Zühre karşıladı. -Kızım! Tahir nerede, diyor. -Baba, sorma Tahir gitti. DEVAMI YARIN