(4) Ibrık alıp dışarı çıkıyor. Yine sırra kadem basıp gidiyor. Herkes yiyip içip dağılıyor. Tabi bu arada törenler yapılıyor. İsimler konuldu ya. Ahmet Vezir eve geliyor, yatıyor. Ertesi gün hanımına diyor ki: -Hanım! Bizim çocuk yedi yaşını bitirdi, sekizine girdi. İsmi de konuldu. Temiz, itikatlı, güvenli bir hoca bulsak da bunu göndersek, okusa. Hanımın da tanıdığı güvendiği Alaaddin Hoca diye biri varmış. Diyor ki: -Vezirim! Falan yerdeki hocayı iyi tanıyorum. Dediğin gibi biri. Biz bunu ona gönderelim. -Peki. Apar-topar hocayı getiriyorlar. Yiyip içildikten sonra diyor ki Ahmet Vezir: -Tahir senin taleben olacak, sen okutacaksın. Seni fazlasıyla memnun ederim. Onu esen yelden doğan günden sakınacaksın. -Hay hay vezirim, başüstüne. Ertesi gün oluyor. Hocayla Tahir´i faytona bindirip gönderiyorlar. Tahir gidiyor. O zamanlar tatiller cuma günü olurdu, bugünkü gibi pazar günü değildi, Tahir cumadan cumaya gelecekti. Haberi kimden verelim: Zühre´den... Tahir, hocaya gitmeden evvel, devamlı surette köşke gelir, Zühre´nin önünde dururdu. Birkaç gün gelmeyince Padişah´ın dikkatini çekiyor. Birgün meclis dağılandan sonra diyor ki, abisi olan Başvezir´e: -Abi! Tahir üç gündür gelmiyor. Seninki oğlan, benimki kız diye mi getirmiyorsun? -Yok, padişahım, aklına gelen şeye bak! Öyle şey olur mu? Tahir´i ben mektebe verdim. -Kime? -Alaaddin Hoca... -Peki, Zühre cahil mi kalacak. O, onun namızatı, gitsin beraber okusunlar. -Hay hay diyor Ahmet Vezir. Alaaddin Hoca´yı sesletiyorlar. Geliyor. -Buyrun padişahım, beni emretmişsiniz. -Otur şöyle. Oturuyor. -Nasıl, bizim yeğen Tahir? -Çok iyi, ellerinden öper, hürmetler eder efendim. Diyor ki Ethem Şah: -Alaaddin Hoca! Zühre´yi de götüreceksin, Zühre de okuyacak orada. Aynen o da cumadan cumaya gelecek. Sair zamanlar sana. Eti sana, kemikleri bize olacak. Okutacaksın, ilimleri kuvvetli olacak. -Hay hay şevketlim. Amma!... -Amması ne be adam, diyor Padişah. -Padişahım, diyor. Hani bir söz var: ?Ateşle barut bir arada durmaz.? -Lan, kes, diyor. Bizim sülâlemizde öyle bir şey olamaz. Yani bunlar ikisi bir araya gelirse, işi başka şeye dökerler mi demek istiyorsun? Asla bizde öyle bir şey olamaz, diyor. Zühre´yi alıp götürüyorlar. Velhasıl-ı kelâm bunlar okumaya devam ediyor. Devam ediyorlar amma yedi sene. On dördü bitirip on beşinden gün alıyorlar, diplomayı alacaklar. Zühre her gün çeşmeden su getirir, Tahir onunla abdest alırdı. Yine bir gün çeşmeye gitti. Oraya vardı ki, yaşlı bir Cadı Karı oturuyor; ?Kimine iman Kur´an nasip olsun; kimine de yılan, çıyan nasip olsun.? derler. Allah iyilerle karşılaştırsın. Zühre, oraya varıyor. Cadı Karı: -Gel hele yavrum Zühre, gel hele, diyor. Hacc´a gidiyordum. Arkadaşlarımdan geri kaldım. Bir Kur´an kitabı aldım. Yazısı da ufak, gözlerim seçmiyor. Şuna bir bak hele. Zühre yedi yıl okuyor, bütün ilimleri yutmuş... Kitaba bir göz atıyor. Meğer kitap Kerem´in kitabıymış. Bir göz atıyor ki. Kerem´le Aslı´nın başından geçen olayları, A´dan Z´ye kadar hep okuyor. Aklı karışıyor. Suyu doldurmadan geliyor. Tahir de hazır, abdest almak için. Testiyi kaldırıyor ki, su döke. Bakıyor ki su yok. -Ne o Zühre, diyor. Benimle eğleniyor musun? DEVAMI YARIN