(6) Her cuma eve gelen Tahir, o cuma gelmedi. Cumartesi, pazar da gelmedi. Bir şeyden haberleri yok ya! Hanımı dedi ki Ahmet Vezir´e: -Biz oraya gidelim. Alaaddin Hoca´ya da hediye falan götürelim, emeği geçti. Bunlar hediyelerini hazırlayıp, faytona yüklüyorlar, mektebe gidiyorlar. Haberi kimden verelim: Zühre´den... Zühre Han, cuma günü eve gelmişti. Ertesi gün arkadaşları köşkün önünden geçerken Zühre´yi de çağırıyorlar. Hâlbuki gece Ethem Şah, hanımına diyor ki. -Durum böyle böyle... Zühre´yi daha okula gönderme, durum kötü. Yeminliyim. Kadın, kendini yerden yere çalıyor. Çalsa ne, boşa... O arada arkadaşları geliyor. Zühre´yi aşağıya çağırıyorlar. Zühre, hazırlanıp merdivenden aşağı inerken, annesi karşılıyor. Saçından tutup, iki tane sille vuruyor. -Geç içeri, gitme yok, diyor. Zühre anlıyor ki, Hoca gelmiş her şeyi söylemiş. Velhasıl gidemiyor. Tahir de gözlüyordu ki, Zühre gele. Grup grup öğrenciler geliyordu, lâkin Zühre içlerinde yok. Zühre´yi göremeyince, içi doluyor. Yalnız. Zühre´nin Melek Suna diye bir arkadaşı vardı. Bu, annesinin Zühre´nin saçından tutup içeri ittiğini görüyor. Zühre orada bir name yazıp aşağıya Melek Suna´ya attı. Melek Suna nameyi alıyor. Diyor ki Zühre: Zühre yazdı gözyaşıyla nameyi Hak kaldırsın ara yerde uğruyu Kıyamette ya o beni ben onu Söylen Han Tahir´e helâl eylesin Yani; ?Bizim işimiz kıyamete kaldı, görüşmemize imkân yok.? diyor. Kız, aldı nameyi, cebine koyuyor. Öbür arkadaşlarına bildirmiyor. Tahir de mektebin kapısı önünde gözlüyordu ki, Zühre gele. Melek Suna´yı görüyor. Orada efkârlanıp içi coşuyor. Atıyor eli kulağa bakalım: Toplanıp toplanıp gelen yavrular Neden benim Zühre yârim gelmedi Zalim Hoca gidip Şah´a söyledi Deli gönlüm gamın alan gelmedi O arada Melek Suna, Zühre´nin mektubunu veriyor. Tahir hemen mektubu okuyor. Okuyunca şuurunu kaybediyor, kendini yerden yere atıyor. Orada Şahap adında fakir bir çocuk vardı. Tahir´in bu durumunu görüyor. Yeni yapılan bir mektep vardı. Tahir´i ite-kaka oraya getiriyor. Tahir´in annesi de biraz hediye filan alıp Alaaddin Hoca´nın yanına geliyor. -Alaaddin Hoca, dedi. Nerede Tahir? -Efendim, Tahir, üç gündür gelmiyor. -Niye? -Bilmem. -Hoca sen kafayı mı üşüttün, deli misin? Tahir, gelse eve gelirdi. Gelmedi eve. Ben onun için buraya geldim. -Hemen şimdi buldururum, gam yeme, dedi Alaaddin Hoca. Şehre çıkıyor, tellal bağırttırıyor. ?Ahmet vezir´in oğlu han Tahir´i kim gördüyse onun dünyalığını vereceğiz.? diye. Mahallenin birine de tellal yetişmiyor, kendisi bağırıyor. Fakat bulamıyorlar. Tahir´in annesi dövünüyor, ağlıyor, sızlıyor. O sırada Şahap geliyor. -Teyze, niye ağlıyorsun? Diyor ki kadın: -Yavrum! Tahir´i tanıyor musun? -İyi tanırım, teyze. Bana yardım ediyordu., harçlık veriyordu, yemek veriyordu. Çok seviyordu, beni. Bir kız cebinden çıkarıp bir pusula verdi. Tahir, pusulayı okudu, kendini yerden yere vurdu. Ben de öğrenci değilim ki, geleyim içlerine, koymuyorlar. Tahir´i merak etme buralarda. Yeni yapılan mektep binasına gidiyorlar. Tahir, kapının arkasında, ağzına köpükler yığılmış öyle yatıyor. Sadece bir tek nefes var, başka şey yok. Hemen annesi üzerine düştü; sarım, görüm? Elini yüzünü siliyor, başını dizine koyuyor. -Oğlum! Dost olan sana bunu yapmaz. Düşman olsa böyle yarı canda bırakmaz. Allah aşkına söyle şunu. -Ana, diyor Tahir. Dille anlatsam içime ateş düşüyor. Telle anlatayım da içim rahatlasın. DEVAMI YARIN