Kalkacakmış dediler... Kalkar... Gelirken bana sormamışlardı zaten, giderken de soran olmaz.
Velilere yüklenmek istemiyorum ama biz genelde çocuk sevmeyi bilmeyiz. Sevmeyiz demiyorum; sevdiğimizi nasıl sevmeli bilmiyoruz. Bunu tek kelimeyle özetlersek: Maarif noksanlığıdır?
Gelir... Gider... Yazılır?
Bozulur? Konulur?
Kaldırılır. Buna bizim ülkede Milli Eğitim derler... Nam-ı diger maarif... İstikrarlı olarak değişen tek şey bizde Milli Eğitim işleri ve politikaları ve bakanlarıdır. Hayatımda "Ömer" isimli bir bakana azıcık iltifat etmiş, ümitlenmiştim; hâlâ pişmanım. Buradan o kadar çok söz söyleyebilirim ki bu hususta, siyasete kendini kurban edenler çıldırırlar. Kendini cehalete kurban ederler de, hakikati inkâr için vaktine kıyıp iki dakikalık tefekküre katlanamazlar. ?Beleşçilik? en yaygın meslektir; bir fırsatını yahut torpilini bulunca işler ayar? Tabii derhal ne "sol ağzıyla" konuştuğumuz kalır, ne davaya ihanet ettiğimiz. Kaldı ki, kapitalizme muhalif filan değil düşmanım; sol ağzıyla da değil "Hakikat diliyle" düşmanım.  Dava dedikleri mevzu ile aldatma ve aldanmanın sosyolojisini de satır be satır yaptım. Dünyanın en manasız davası bile evvela "akıl" ister... Hayıflanmıyorum, çünkü hayıflanma dostadır. Sadece üzülüyorum.