“Komonist”ler vardı gençliğimizde ve bir de karşıtları. Gençliğimiz diyorsam sözün gelimi, narin bedenlerimizin kaldıramayacağı kadar ağır bir yükümüz vardı; vatan kurtarıyorduk. Bizi dağ gibi gösteren parkalar altında, incecik dallar gibiydik. Komünistlerin ve milliyetçilerin de bir ön safta yürüyenleri vardı bir ateşleyiciler… Ateşli ateşleyicilerin çoğu, yemek görünce yanaşır, dayak görünce sıvışırlardı.
Kendi gençliğimin biraz gerisinde komünist, mason, farmason kelimelerini küfür olarak işitirdim. Bir adama komünist deniliyorsa, halk indinde teneşirin bile paklayamayacağı ağır bir sabıkası var demekti. Mason ve farmason genellikle soğuk yüzlü, menfaatperest, cemaate pek karışmayan hafiften tuzu kuru adamlara denilirdi. Komünist sayısı bu manada azdı, mason fazla; komünist lakaplılarla ilişkiler en az düzeyde, masonlarla lüzumu halinde “komşuluk” ediliyordu. Bir “müslüman mahallesi”nde, daha sonra farklı yüzlerle tanıyacağımız komünist ve mason kelimeleri az ama böyle tasarruf ediliyordu. Paşa Babalar’ın partisi olduğu için ısrarla CHP’ye oy veren bakkal Hacı Mehmet’in hem de uzaktan akrabası birine “Boş verin o komünisti” dediğini çok iyi hatırlıyorum.
Avrupa’da bir altmış sekiz kuşağı” dalgası olmuş, bizde de bazıları gökkuşağının altından geçerek, birden bire “altmış sekiz” plakasına kavuşmuştular; dubaradan bir kuşak. Hepsi arka arkaya geldi: Dobra dobra komünist mesajlar veren proleter Ecevit, Paşa’yı devirmiş; yerli altmış sekizliler banka soymaya, adam kaçırmaya başlamıştı. Ölmeseler Kemal Kılıçdaroğlu’ndan farklı bir çizgide olamazdılar. “Ölünce kahraman olmak!” acayip fiyakalıdır(!); ne yazık ki yaşayanların işine yarar. CHP’nin yeni genel müdürünün aile albümündeki resimlerinden birinde “bıyıklar konuşuyor” adeta… Deniz’in bıyıklarını almışsınız, Kemal’in dudaklarına yapıştırmışsınız. Bugün “altmış sekiz” plakalılardan hayatta olanların çoğu “rejimin cici çocukları”dır.
Deniz Gezmiş yaşasaydı, bence genel müdür koltuğunu Kemal Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi doldururdu; muhtemelen, samimi olduğuna inandığım anti-emperyalist duruş bir yerden sürer; “The Economist” dergisinin bu ülkenin başbakanı aleyhine yaptığı müzevirliği malzeme olarak kullanmaya tenezzül etmezdi. Müzevir, yalanı allayıp pullayarak bozgunculuk yapanlara verilen bir sıfattır; tenezzül ise (burada) kendine yaraşmayan bir biçimde alçalma, seviye kaybetme, inme demektir.
Bir eski communist, neden “The economist”çi olur? Cevaben “Seçim var, seçimde her şey mübah!” diyebilirsiniz. Ben demem! Bu iş o kadar basit değil. Olay sadece “Ben Kemal, Arkemal!” olayı değildir. Bir materyalistten, tarihi ya da tarihsiz materyalistten hiçbir zaman anti-kapitalist olamaz; çünkü kapitalizm, materyalizmin dolar (para) cinsinden ifadesidir. Eski komünistler değişmediler, yine komünisttirler; sadece para cinsinden ifade edilebilme imkânına kavuştular.