?Niçin ağlıyorsun? Bu anlattığım senin hikayendir.?
17-25 Aralık öncesi aldanışlar, sonrasını doğurmuştur. Devr-i sabık yaratılamaz, çünkü ?Cemaat? az çok herkesle, her kesimle bağlantılar kuran bir örgüttü. Bu tarihten geriye doğru gittiğimizde karşımıza büyük bir hoşgörüyle karşılanmış, kişiler ve faaliyetler görülür. Burada istenmesi gereken tek şey adalettir. Hakkında sağlam delil bulunanlar dışında elbette kimse cezalandırılmamalıdır. Ama adalet konusu sadece hukuk ve hukukî uygulamalarla ilgili değildir. 2013 öncesi, tamamen ve profesyonelce işbirliği yapanların da en azından yetkileri açısından takibe alınması gerekirdi. Haklarında delil bulunmaması, sırf çıkarları için iş birliği yapmış olmaları gerçeğini değiştirmez. Bu gerçek, onların güvenilmeyecek insanlar olduğunu göstermez mi? Bunlara hukukî ceza verilemez ama korunmaları, baş tacı edilmeleri ve bazı örneklerde olduğu gibi terfi ettirilmeleri de gerekmez.
?Tiyatro?nun her köşeye yayılmış harici sahneleri o kadar fazlaydı ki? Çok önemsediğim için değil; ?Cemaat-The Cemaat-Terör Örgütü? akışının sosyolojik zeminini gösterdiği için kendi başımdan geçeni anlatayım. Yazı hâlâ okunabilir. Müdür´e yaptığı işin kalleşlik olduğunu Bizim Sivas Gazetesi´ndeki köşemde yazmıştım. Mahkemeye verdiler. Buradan ceza yiyeceğim aklıma bile gelmezdi. Enteresan olan ise şu: Bir markette onlarla istişare ve işbirliği halinde olan bir meslektaşım yanıma yaklaşarak ?Ceza yiyeceksin, senin neyine lazım bu işler; emekli ol keyfine bak!? demişti. Çok rahatsız olmuşlardı, hâlâ da rahatsızlar. Adam, resmî mahkeme görülmeden davanın görüldüğünü söylüyordu. Komik ama böyle davalar yaşadım. Sonu ise önemli: Mahut yapı, destek görmeye devam etti ve ediyor; aynı adamlar ve aynı çevreler rollerini rötuşlayarak yollarına devam ediyorlar. Bizim dava/davalar temyizde ama ne o hâkimler var, ne o müdürler. Konunun derinliğinde ise zihniyet ve yapılaşmanın sosyolojik zemini bütün cesametiyle yatıyor. O kişiler figüratif şahsiyet olarak rollerini yerine getirdiler; ben ise aslî şahsiyet olarak görevimi yerine getirmeye devam ediyorum.
Olayların esasını bilmediğinden değil, sırf ortak hareket ettikleri için ses çıkarmayan politikacı, akademisyen vs. ise uzaktan seyrediyor ve iktidarın verdiği imkânlarla küçük çıkarlara endeksli siyasetçilik oynuyorlardı. Bence ?her çıkar? küçüktür, ebadı miktarı önemli değildir. Onların benimle yahut Bizim Sivas Gazetesi ile ne davaları olduğunu bilmiyorum ama gayr-i resmi mahkemeleri olduğunu biliyorum. Köy muhtarlıklarındaki kabile/sülale savaşlarından daha düşük bir kaliteye dikkatinizi çekmek istedim. Herkesin birbirine ?Sayın!? diye hitap etmesi, kabalığı örten ince bir fark olabilir.
Ülkemin düşünce vasatıyla, kitap okuyucusunun seviyesi fena halde çakışıyor. ?Bu ülke okumuyor!? cümlesi sıradan bir tespittir, ?Neyi ve kimi okuyor?? sorusu daha manidar olabilir. Yukarıda yazdıklarımın büyük bir kısmını ?Şey Alırlar Şey Satarlar?dan okuyabilirsiniz. Bu kitabı, görmemek ve okutmamak için gayret eden zümre, orada kendisini gördüğü için tedirgin oldu. Diğer şehirlerden okuyan arkadaşlar, benzerlerinin değil, tıpkısının ve özellikle Anadolu şehirlerinde yaşandığını söylediler. Bir gün eminim mufassal olarak ?15 Temmuz?a gelinen süreç yazılır, konuşulur ve mutlaka tedbir gerektiren hususlar gözden geçirilir. Başkanlık sistemi bu açıdan bir umut olabilir.
Son olarak bir şey daha söyleyeyim. Kendi yaşadığım ve dile getirdiğim süreçte merkez medyadan ilgi gösteren arkadaşlar oldu, teşekkür ediyorum. Ama olaylara bigâne olan çoğu arkadaş, olayları kendi uğradığım haksızlıklara bir tepki olarak gördüler. Öyle bir şey yok ve olursa şahsım adına kavga ederim, kimseyi de bulaştırmam. Yazdıklarım bir şehrin ve bazı yönleriyle ülkemizin hikayesidir.