Evet, 17-25 Aralık tiyatronun sahnelenmeye başlamasının tarihidir. Ancak evveli vardır. Mehdi romanının yazıldığı tarih önemli olabilir: The Mahdi, A.J. Quinnell, 1981. Bu tarih, 12 Eylül´le irtibatlı olarak düşünüldüğünde tam bir ?Komplo Teorisi? filmidir. FG´nin ?ve tabii eş zamanlı olarak PKK´nın- bu tarihten sonraki fasılasız yükselişi ve teşkilatlanması acayip değişime uğramıştır. Roman ?Mehdi? olarak yetiştirilen kişinin, doğuştan itibaren hazırlandığını yazması itibariyle ?komplo teorisi?nin dozunu yükseltmiştir. Türkçeye çevrilse de herkes okusa. 1981 ?Amerikan Mehdisi?nin harekete geçmesi için makul bir tarihtir. ABD ise işi hemen o tarihte ele almıştır. Buradan, önceki darbe zemininin Türkiye´de kaybolduğunu hissettiklerini anlıyoruz. Mısır´da bir benzer darbe ülkeye mahsus farklılıklarla uygulanmış ve başarılı olmuştur. Sisi, görünüşü dindar ama laiklerin tuttuğu ve iş yaptığı bir dindardır.
Parlamentonun ele geçirilmesi büyük bir kitle partisi çerçevesinde mümkün değildi ama Cemaat ile çoğu parlamenterin bir derdi yoktu. Bu muğlâklık, bürokraside hâkimiyeti sağladı ve boyutlarını en iyi askeriyedeki yapılaşmadan anlıyoruz. Onca Atatürkçü-Kemalist disiplin ve katılığı aşarak yaptıkları işler hayret uyandırıcıdır. İki dönem öncesine gittiğimizde üniversite seçimlerinde artık alenen ?cemaatin adayı? olarak bilinen rektör adaylarını ve aldıkları oy oranının yüksekliğini görürüz. 17-25 Aralık tam teşekküllü bir darbe idi ve o günün yazılarını bir okursanız gün verenler bile vardı. Olmadı ve darbe kumpanyası, yeni oyunu sahneledi. Olsaydı, belli ki ?laikçi parti? ile anlaşma ve arkasından yumuşak bir geçiş sağlanacaktı. 15 Temmuz´a giden yolda benim gördüğüm en önemli işaret, Muhsin Yazıcıoğlu´na ve arkadaşlarına yapılan suikasttır. FG´nin o konudaki ifadeleri, doğrudan dahli olmasa bile işin ne olduğunu bilen birinin ifadesidir. Başka olaylar da sayılabilir ve ?Cemaat? alenen ?The Cemaat? olduğunu ilan eden bir çehre kazanmıştır. Yazarlarının ve paralı yazarlarının 17-25 sonrası üslupları tam bir darbeci üslubudur; 28 Şubat medyasının fotokopisi gibidirler. Post-modern darbe sürecinden farklı olarak, sosyal medya da büyük bir imkân sağlar hale gelmişti.
15 Temmuz Sivas´ta da müthiş bir geceydi. Sonrasında ise ciddi bir muğlâklık ve boşluk oluştu. ?Kurtla yiyen, çobanla ağlayanlar?ın at oynatmasına uygun bir hava vardı. Safımı çok iyi bilmesine rağmen iktidar nimetine dalmaktan gözü kimseyi görmeyen bir ?profesyonel vatansever? o gece nerede olduğumu sormuştu yetkisine(!) dayanarak. Bu soru benim için müthiş uyarıcı oldu. Anladım ki, birileri Cemaat ile ortaklıktan kazandığı gibi, Anti-Fetö olarak da kazanmaya devam edecekti. ?Profesyonel vatanseverlik? tam anlamıyla budur. Bu, beni uyaran ama aynı zamanda ?Profesyonel vatanseverlik?in tek kişilik olmadığını, ekip olduğunu anlatan bir olaydı. Bazılarının olanlar karşısında, terbiyesizce ?Bunlardan ne bekliyordun?? demesi üzücüydü ama zerre kadar hayal kırıklığı yaşamadım, çünkü bu çevreleri iyi tanırım. Kayıtları hafızamda kapatmayacağım, bu ülkede hafıza en lazım olan şey. Bazıları zaten resmî(!) kayıtlardır ve umarım usulsüz yolla ele geçirilen resmî evraklarla birilerini yıldırmaya çalışanlar, yakayı er geç ele verirler. Sonuç ne olur, bilemem; çünkü çarkın içi sezdiğimiz ama vakıf olamadığımız çirkinliklerle dolu. Devlet başkanına ismen yazılan bir dilekçenin, dilekçe sahibinin aleyhine soruşturulmaya dönüştürülmesi gibi vakalar unutulacak bir husus değildir.
Gerçekten tarih yazıldı. Ben ise ilk andan itibaren kendi bildiğim yolla hizmet etmeye çalıştım. Sağlam kurumlarımızdan biri olan Anadolu Ajansı´na müteşekkir olduğumu belirtmeliyim, ilk görüş aldığı yazarlardan biri de bendim. Kendi şehrimde gördüğüm yapılaşma: üniversite, kültür, bürokrasi cihetiyle ne kadar çelpeşik ilişkilerle dolu? 15 Temmuz sonrasında bütün boyutlarıyla daha net tanıma imkânımız oldu ve sadece pitoresk manzaralar çizebilirim. Şu basit sorular meselâ: 17-25 Aralık darbesi öncesi şöyle dursun, sonrasında onca gazete içerisinde Bizim Sivas´tan başka Paralel Yapı ile mücadeleye giren var mıydı? Afra tafrasından geçilmeyen ve hâlâ bazı kurumlarda baş tacı edilen akademisyen-yazarlar içinde Fetö ile ilgili tek satır yazan, tahlilde bulunan kişi var mıydı? Bürokrasi içinde semiren, hattâ sabık müdür beni dava ettiğinde yancılık yapan zevat, hangi işlerin peşindeydiler? Verilen cevaplar, bürokrasi, basın, şehir entelektüeli, siyasetçi ilişkilerini anlamaya yardım edebilir. Bu soruları şehri, bahsettiğim zümre ile elbirliğiyle ve işbirliğiyle yıllarca yöneten kişilerin de kendi zaviyelerinden cevaplandırmasını isterdim.
Evet, tiyatro vardı; buralarda vardı. Milletin evlatlarından nicesi ise canını verdi; ?Ölümüne?? yürüdüler. Ama eminim yürüyenlerin köklü ve samimi bir geçmişleri vardı ve ruhen savaşa hazırdılar. Rastgele bir kalabalık değildiler, Allah mekânlarını cennet etsin.