1996 yılında İtalya’da dünyaya gelen Tuncay Croatto, trüf mantarıyla henüz çocuk yaşlarda babası sayesinde tanıştı. Yıllarca İtalya’da bu işin mutfağında yetişen genç girişimci, Türkiye’nin sahip olduğu doğal potansiyeli fark edince radikal bir karar aldı. Beş yıl önce memleketi Edirne’ye dönüş yapan Croatto, çocukluk merakını profesyonel bir iş modeline dönüştürerek Türkiye’nin dört bir yanındaki ormanlarda iz sürmeye başladı.
Eğitimli Köpeklerle Ormanda "Kara Elmas" Mesaisi

Trüf mantarı toplamak, sıradan bir meyve toplamaya hiç benzemiyor. Bu işin sırrı, toprağın metrelerce altında gizli olan mantarları koku yoluyla bulabilen özel eğitimli köpeklerde saklı. Croatto, İtalya’daki tecrübeli isimlerden aldığı destekle yetiştirdiği köpekleriyle Keşan, Uzunköprü ve Edirne çevresindeki meşe ormanlarını karış karış geziyor. Trüfün yüksek pH değerine sahip toprakları ve güneş alan seyrek ormanları sevdiğini bilen Croatto, her sezon binlerce kilometrelik bir yol kat ediyor.
Kilogramı 350 Avro: Fiyatlar Dudak Uçuklatıyor
Dünya mutfaklarının vazgeçilmezi olan bu mantar, doğada nadir bulunduğu için altın değerinde görülüyor. Fiyatlar ise mevsime ve türüne göre büyük değişkenlik gösteriyor. Sezon başında ürün azken kilogramı 150 avrodan başlayan trüf mantarı, türüne göre 350 avroya, yani yaklaşık 18 bin 500 TL seviyelerine kadar tırmanabiliyor. Türkiye’de özellikle mart ve nisan aylarında "beyazımsı" türler görülürken, eylül ve ekim aylarında yüksek rakımlı bölgelerde çıkan kışlık siyah trüf en değerli tür olarak biliniyor.
Türkiye’nin Dört Bir Yanından Avrupa Sofralarına
Başlangıçta sadece Edirne çevresinde toplayıcılık yapan Tuncay Croatto, zamanla işini büyüterek dev bir ağ kurdu. Bugün Sakarya, İstanbul, Çanakkale, Bursa ve hatta Erzurum’un Aşkale ilçesine kadar uzanan geniş bir coğrafyadan ürün tedarik ediyor. Yılda yaklaşık 1 ton trüf mantarını Avrupa’ya ihraç eden Croatto, iklim değişikliğinin üretimi zorlaştırdığını ancak Türkiye’nin bu alandaki gücünün her geçen gün arttığını belirtiyor. Doğrudan orman köylüsünden ve kendi topladığı ürünlerden oluşan bu ticaret hacmi, Türkiye’nin yerli kaynaklarının ne kadar değerli olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.





