Rumeli´den özellikle Edirne ve Selanik gibi Türk illerinden kura ve redif taburları ile on binlerce Türk evladı, okuldan yeni mezun olmuş genç subaylarla hareket etmişler, ama hiç birinden haber alınamamıştı. Anadolu´dan giden askerlerin dramı yolculukta başlamıştı. Bir isyan çıkarabilirler endişesi ile bunlar İstanbul´a sokulmamışlar, aylar süren yaya yolculuğu ile ya doğrudan doğruya Arabistan´a, ya da İzmir´e kadar süren yolculuktan sonra, vapurla Mısır, Süveyş ve Yemen´e ulaşabilmişlerdi. Adının yalnızca Aşık Hasan olduğunu bildiğimiz bir Anadolu delikanlısının Yemen yolculuğunu anlatan yüzlerce kıtalık destanından bir dörtlük aktararak bu yolculuğun çetinliğine ışık tutmak istiyorum: Felek siyah yazdı beyaz yazımı Gam u kasavetle örttü gözümü Babasız bıraktı körpe kuzumu Yaradan Hüda´dan geldi ne çare...
Hiç bahar görmedim bülbül ötmedik Bize denir muradına yetmedik Üç yavru var henüz tüyü bitmedik Dideler yaş ile doldu, ne çare...
Mecitözü´ne geldik öğle vaktında Herkes siyahlığın buldu bahtında Gözümüz kalmadı Hünkâr tahtında Hasretlik hatıra geldi, ne çare...
Cuma günü dâhil olduk Çorum´a Nihayet yok efkârıma, zarıma Can daraldı sığmaz oldu derime Gam hançeri bağrımı deldi, ne çare...
Zabitan olanlar sence gider Kimi göğsün döğer, kimi ah eder Bizi Sungurlu´ya götürdü kader Mekânımız mescit oldu, ne çare...
Nice sıkıntılar çektik yollarda Ahvalimiz destan oldu dillerde Her gece çadır kurduk çöllerde Felek bizi yola saldı ne çare...
Ankara´ya kuşluk vaktinde erdik Dizilmiş kara treni de gördük İkişer olduk da içine girdik Ayağımız yerden çekildi, ne çare...
Bir merak var herkesin yüzünde Biz de kaldık şimdi derya yüzünde Yalan yoktur bu Hasan´ın sözünde Griftar-ı gurbet oldu, ne çare...
Yemen´in her taşı toprağı Türk kanı ile ıslanmıştır. İşte bunun içindir ki, halk edebiyatımızda, hıçkırık dolu birçok türküde, destanlarda Yemen yaşamaktadır. Bu türküler, hasretin yankısı, ihtiyar anaların, babaların, gelinlerin hıçkıran sesidir. Bu türkünün sözleri 1. Dünya savaşında Yemen´e giden askerlerin ağzından söylenmiş: Eğil dağlar eğil, üstünden aşam Yeni talim çıkmış varam alışam Ölmeden yârime bir daha kavuşam Aldılar yârimi elimden uyan, uyansın Buna taştan yürek ister nasıl dayansın.
Gümüş cezvelerim kaynar ocakta Yemen çöllerinde kaldım sıcakta Altı aylık yavrum kaldı kucakta Aldılar yârimi elimden uyan, uyansın Buna taştan yürek ister nasıl dayansın Yine Doğu Anadolu´da yakıldığı sanılan bir başla Yemen türküsünün sözleri de şöyle: Kışlanın önünde redif sesi var Bakın çantasında acep nesi var Bir çift kundurası; bir de fesi var. Ano Yemen´dir, gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir? Batı Anadolu bölgemizde de birçok türküler söylenir Yemen üstüne. Bu türkülerden birinde: "Yemen´in önünde al yeşil çadır, / Çadırın önünde koç yiğit yatır" denilirken, bir başkasında bülbüllerden haber sorulur: "Yemen illerinden bana mı geldin? Garip bülbül bağrımı deldin." Halk edebiyatımızda Yemen´e ait yazılmış çok destanlar var. Bu destanlar. Yemen´e gidişi, oradaki acılı, acıklı hayatı geniş geniş anlatırlar. Bir çokları bizzat Yemen´de bulunmuş, askerlik yapmış halk ozanları tarafından yaratılmış. Ancak, ne yazık ki bunların çoğu elimizde yok. İşte bunlardan birinden bir bölüm şöyle: Şu Yemen´den akar sular akmıyor Cerrah gelip hastalara bakmıyor Hastaların hiç birisi kalkmıyor Yemen çöllerinde kaldım ağlarım.
Ne çok imiş şu Yemen´in devesi Pek ağırdır Hudeyde´nin havası Yemen´e gelenin ağlar anası Yemen çöllerinde kaldım ağlarım.
Evimizin önünde çifte pınarlar İçerler suyunu beni anarlar Yemene gideni öldü sayarlar Yemen çöllerinde kaldım ağlarım. Söyleyin babama abdestin alsın Okusun Kur´an´ı namazım kılsın Benim gibi oğul arasın bulsun Yemen çöllerinde kaldım ağlarım.
Dertli anam, benim için ağlasın Oğul adresiyle ciğer dağlasın Körpe kuzum ile gönlün eğlesin Yemen çöllerinde kaldım ağlarım...