Hâkim episteme, hem başkasına nefes aldırmamaya azmetmiş akademia cürufları hem de iktidarın merkeziyetçi kültür politikaları ile bütünleşmiştir. Bu oluşumları cemaatçiklere benzetmiş, ?masonik? karakterli olduğunu ifade etmiştim. Hâlâ aynı kanaatteyim. Şebeke filan da demişliğim oldu ama şebeke kelimesi artık masum kalır. Mekanik bir aygıt gibi hareket eden, tam anlamıyla ruhsuz bir ?yönetim makinesi?ne dönüştüler. Kültür politikalarının ve maarifin tabana vurmasının sebebi de tamamen bu yapılaşmadır.
İslamcı takılmaları ayrıntıdır. Artık müşterek bir kıbleden başka bir sebep bağı kalmamıştır; yani ve sadece ehl-i kıbledirler. Ehl-i kıble olmak zaten bu ülkede sağcılığın en bariz göstergesidir. Cıvık cıvık bir solculukla kaim olan vıcık vıcık bir sağcılık bu ülkede kader değildir/olmamalıydı/olmamalıdır. Pragmatik ve kısa vadeli amaçlar, vizyon geliştirmeye imkân vermemiştir. Dindar, muhafazakâr gibi kavramlar ikame etmeye artık gerek yok, olan biten tipik bir sağcılıktır. ?Yeni? ön eki, ifadeye güncellik kazandırabilir. ?Yeni Sağ?ın laiklik kıyafetli baskıdan dolayı İslamcı oluşu, dinin hayatî ölçülerini daraltamak suretiyle gelebileceği sınırlara dayanmıştır. Kapitalizmin her şeyiyle, dinlisinin de olacağı sübut bulmuştur. Bir zamanlar eleştirdikleri, dini bir vicdan işine indirgeyenlerden muaşeret itibariyle de mesafe ve farklılıkları azalmıştır.
Bürokratik oligarşiye asla emanet edilmeyecek iki önemli hususun, mülkî idarenin de politik çarpılmaya uğraması nedeniyle olumlu bir istikamete kavuşması mümkün gözükmüyor. İdarecinin değil, kafanın değişmesi lazım; değişmenin temel ekseninde de ?sivilleşmek? olmalı... Sivil kelimesine hayatında yer olmayan;  beyninde ?iltizam? yahut ?katiplik? ideali taşıyanlardan oluşturulan bir bürokrasi: taşıdığı tarihî özelliklerinden dolayı liyakate değil, oligarşiye inkılap eder. Devleti kendi aralarında oyuna çeviren bürokrasi, devlete ait kudreti kendi ikbali için deruhte eden mültezim gücüne dönüşmüştür. Bu güç, tabanda sadece öfke ve ?Ne olacaksa, olsun!? biçiminde tezahür eden bir lakaytlık biriktirir. Bedelini ise sadece iktidar partisi değil; siyaset kurumunun tamamı öder. Sosyal olayların her birinin bir vadesi vardır; bu çerçevede geçen seçimleri daha dikkatli değerlendirmek gerekir. Yeni Sağcılık da kazanmadı, cıvık solculuk da. Adaylar ise ne sağcı ne solcuydu; oy pusulasında prezantabl gözüken isimler ve söylemle sivriltilenler mültezim ve kâtip tiplerinin kapitalizme intibak etmiş yeni bir sürümünden başka bir şey değildir.
Tarikle coğrafyanın kesiştiği yerde yaşıyoruz ve İslam´dan başka kaderimiz yoktur. Yeni Sağ elinde din, ?İslamcık? biçiminde daraltılmış; bahse mevzu oligarşiye ?araçsal akıl? hizmeti verir hale getirilmiştir.  Eleştiri ve öfke yönetilenlere düşmeli iken; yöneticiler kendilerini merkeze koyup her çeşit eleştiriyi partililik dehlizlerinde bastırmayı tercih etmişlerdir.  İktidar söyleminin pratiğe aktarımında ?taraf? var, adalet yoktur. Adaletin olmadığı yerde ise hürriyet bir kuru sözden ibarettir. Yönetici kesimler, haklarında yazılanları satır satır takip edip, "Nereye gidiyoruz?" demeleri gerekirken; iktidar kuvvetine dayılanarak zor kullanmaları hiç hız kesmemiştir. Bürokratik oligarşinin bütün azaları birbirine artık çok benzeşmiş ve devletin hükm-i şahsiyetiyle perdelenen mekanik aygıtlara dönüşmüşlerdir. On kişiyle işletilen mekanik aygıtlara havale edilen kentlere bakıp, tüm ülkenin geleceğini ciddi ciddi ve yeniden düşünmek gerektir.
 ?İltizam? ve ?katiplik? tarihî zemini, ?Fırsat, bu fırsat!? zihniyetiyle hareket etmeye devam etmektedir. ?Reis? kavramının sıcaklığıyla biteviye istismar ettikleri devlet başkanının bizzat kendisinin dile getirdiği ?bürokratik oligarşi?nin tabanı da tavanı da budur. Verdiğimiz reyler peşinen tahsil edilmekte ve sırtı devlete dayalı bir yapılaşma sürdürülmektedir. Bakanların, seçilmişlerin, atanmışların ?ağalık? yaparak akrabasını eşini dostunu ?kâtiplik? kadrosu mabeynindeki bürokratik kadrolara yerleştirmesi; bürokratik oligarşiyi en ücra kentlere kadar muktedir bir güç haline getirmiştir. Ülke nüfusu içinde büyük yekûn tutmayan burjuva hayat tarzıyla, aynı hayat tarzını tutturmak için çırpınan ?küçük burjuvazi? özentisi bu zümrelerin, amansız fırsatçılığı zirveye çıkmıştır. En ufak bir şekilde kendi çıkarlarına göre ?uyumsuz?  saydıkları ve tekinsiz gördükleri her ferdin tepesine topluca çullanma, ezme bertaraf etme operasyonları en bariz vasıfları olmuştur.
Piyasa karşısında ne kadar çaresiz kalırsak kalalım ne kadar ezilirsek ezilelim, tamamen müspet bir anlam yüklenemese de kültür ve kültürel farklılık diye bir şey daima olacaktır. Türkiye´de modern uygarlığa dair her ayrıntı vardır ve bürokrasi de bürokrasinin oligarşiye dönüşmesi de işin önemli bir veçhesidir. Cari ve ezberlenmiş sosyolojilere eklemlenmemek için, sosyolojiyi tarihimize dayandırmak her anlamda ?yerliler?e düşen tek görevdir. Bir feodal devir yaşamayan ama ?iltizam? geçmişi olan; rasyonelleşme sürecine girmeyen ama ?kâtip olmak? için yarışan bürokrasimiz var. Bu vasattan çıkan maarifin, kültür  ve kültürleşmenin başarılı olması olmaması tartışması bile muhaldir. ?Galip de bu yolda olurmuş mağlup? misali, sayılarla ifade edilen başarılar, maarif ve kültür adına yerinde sayma türünden bir hareketliliktir.
Siyasi tercihlerim, ülkem için fayda-maliyet hesabının sonucudur ve tamamen rasyoneldir. Ama insanı insan kılan ve sorumlu olmaya zorlayan irrasyonel taraflarımızı istismardan başka özelliği olmayan irili ufaklı oligarşik aygıtlara mahkûm olmak: Yönetmek hastalığının, demokrasinin verdiği müspet özgürlükleri de imhasıyla sonuçlanur. Bu noktadan sonra ?Rey vermek? mükellefiyeti kadar bile sivile/özneye mahsus bir içerik kalmaz. Demokrasiyi savunmak demokrasi ile palazlandığı için sistemin ve hususen iktidarın görevidir ve sivillerin öyle bir derdi olmamalıdır. Tersine, demokrasi bütün enstrümanlarıyla sivilleri savunmalıdır. İnsanın, sivil ve tahammüllü bir yüreğe sahip olan insanların özgürleşmesi elbette umurumuzdadır. Böyle bir alan açılmadan verilen bütün mücadeleler anlıktır, köklü bir esasa dayanmamaktadır. Özgürlüğün ne işe yarayacağını fikirde, sanatta, şiirde, tekmil muaşeret ve muamelatta ?Hodri meydan!? diyebileceğimiz bir mücadele belirleyecektir. Ortada meydan filan olmadığı halde, daha doğrusu meydan ortaya çıkmadığı halde mevziî kazanımlar için atılan nârâların da geleceğe doğru hiçbir karşılığı yoktur.
Cıvık cıvık solculuğun eleştirisinden doğmayan ve ondan ton farkıyla ayrılan vıcık vıcık bir sağcılık; üstesinden gelinmesi gereken en yakın tehlikedir. Büyüdükçe kimlik ve kişilik zafiyeti tabana doğru sirayet edecektir.