Yönetmek, tek sevdanız bu...
Şehrin problemlerini görmek işinize gelmez...
"Bana problem getirmeyin!" ifadesi şiarınızdır...
"Problem olan adam!" bulursunuz, buldurursunuz; bu konuda casuslarınız, gönüllü şıpşıplarınız vardır; zorlanmazsınız...
Diğer güç ve iktidar odaklarıyla müşavere halinde, kendi cehalet ve kalitesizliğinizi örtmek için "Problem adamlar" çok lazımdır. Adeta onları kamuoyu gözünde büyütür; yönetme ceberrutluğunuza meşruiyet oluşturursunuz...
Tahsillisiniz de üstelik, size mektepte "yönetmenin teknik yolları" iyi öğretilmiştir. Ama insanı insan yapan "Terbiye"dir ve ondan mahrumsunuz.
Kendi avaneniz dışında temiz ve güzel iş yapan herkes düşmanınızdır. Bunu da çok ustalıklı yaparsınız; küçük bir şehirde bu iş için bir avuç ezik, sinik, kişiliksiz bürokrat, gazeteci, mütayit, danışman vs. bulmanız ve iş gördürmeniz hiç de zor değildir. Yanaklarından makas almanız, bir bardak çay söylemeniz bile kafidir...
"Devlet adamı" rütbesinin, jest ve mimiğini altında "adamlığınız"a dair izler görmek mümkün değildir. Yönettiğinizi "adam" olarak değil, “yönetilen” olarak görmek, ahlaki bir duruştur, yasaların buna imkan vermesi , yöneticiliğinizi meşru kılar, ahlakınızı değil… Çünkü,  "devlet zoruyla ve kanun kuvvetiyle adam olunmaz...
Belki sadece bu şehrin değil, bu ülkenin en baş derdinin, "Yönetmek" amacı dışında bir vasfı olmayan yönetici ve yönetim anlayışıdır. Bu, idare-i maslahat bile değildir, maslahat gözetecek kapasitenin bile olmayışıdır.
Şeklen endüstri toplumu ve şeklen "bürokrasi" zevahiri bile artık kurtarmıyor.
Şimdi bu yazıyı okuyup, kendi suretinden çizgi, siyretinden kişilik özelliği bulanlar elbette olacaktır. Benim anlattığım “hüzn-ü umumi”dir, şahsî hesaplaşma tenezzül olur. Yine de, dosta açık olduğumuz gibi, husumete de tahammüllüyüz.