Bu yazıya başlamadan önce, Susam sokağını izledim. 1980li yıllarda doğdunuz,1990 yılların başına çocukluğunuz denk geldiyse, Susam sokağını kesinlikle izlemiştirsiniz.
Renkli televizyonların yeni yeni evlere alındığı bir dönem, bizde renkli televizyon konusunda mahallede ilklerdendik. Teyzemlere gitmiştik, aramızda 4 yaş olması hasebiyle çocukluğumuz da birlikte geçti. Bana Susam sokağındaki karakterlerin renklerini soruyordu, o zaman onların televizyon siyah beyazdı. Minik kuş hangi renk? Kırpık hangi renk?
Merdaneli makineden otomatik çamaşır makinesine geçildiği dönemde çocukluğa ait kayıtlarda mevcut. Eve makine geldi. Kurulum yapıldı, annemler dışarı çıktı. Kardeşim ile ben yaklaşık üç saat süren makinenin önüne uzandık ´´beyazlı çamaşır? programını izledik. O kadar hoşumuza gidiyordu ki, su al, boşalt, sık ...
Eskiden telefon çaldığı zaman herkes telefona ´´Alo´´ demek için sıraya girerdi. Şimdi bakıyorum telefonum çocukların yanında çalsa hiç farkında olmuyorlar, ya da ilgilenmiyorlar. Telefon oyunları yok tabletler vs. yok. Yengem yurtdışından bir el atarisi getirdi. İnsafa gelirse bize veriyor ve sırayla oynardık kuzenlerle.
Ve en muhteşemi bakkal kültürü dedemin bakkalı vardı. 1. sınıftan itibaren bakkalda kendisine çıraklık yapardık. Çarpmayı orda ezberlemiştim satış yaparken. Dedem mahallenin sevilen bir büyüğüydü, mahallenin nabzı orda atardı. Caminin cemaati sırayla camiye geçmeden bakkala uğrardı. Siyaset, gündem her şey konuşulurdu. Bakkala ekmek almaya gelen teyzeler babaannemle sohbet ederlerdi, kim evlenecek, kimin bebeği oldu, sosyal hayatın akışı da takip edilirdi. Belki o yüzden vefa kavramı bende bir başka.
Ben büyük ailede büyüdüm, yıllarca TRT haberi izledim. Akşam olunca çıt çıkmadan haber izlenirdi. Biraz zor olsa da saygıyı öğrenmiş oluyorsun. Saygı evdeki en büyük denge unsuru. Büyük ailenin kokusu rengi bile bir başkadır. Sürekli misafiriniz olur. Değil anne babanızın, dedenizin ve babaanneniz kuzenlerini vs. herkesi tanırsınız. Bu büyük bir zenginliktir bana göre.
Dedemin çok güzel anıları vardı. Anlatırdı akşamları, en güzeli de ben yedi yaşımdan beri namazımı kılarım derdi. Allah gani gani rahmet etsin.
1990larda çocuk olmak sanki yaz akşamları daha uzundu, ´´istop´´ diye havaya topu fırlatıp bir renk tutardık, tuttuğumuz rengi bulmaya çalışırdık, vazgeçmeden pes etmeden. Şimdi ki teknolojinin hayalini bile kuramazdık ama yarınlar için güzel hayallerimiz vardı. Söğüt ağaçlarının altında kurulan hayaller ne söğüt ağacını ne de çocukluk arkadaşınızın yeri dolar.
Bir de düşünün teknolojinin içine doğanları, onların anı kumbarası mı daha çok anı barındıracak bizimki mi? Akşam çayları, gündüz oturmaları bir başkaydı. Biz çocuktuk ama ablaların elinde kanaviçeler vardı, sesiz usulca atılan çarpılarla ortaya çıkan desenler. Bir nakkaş edası vardı hepsinde.
Sevmeler edepli, sevdalar gizli, o dönemdeki kızların çıktıkları sevgilileri olmaz, sevdalandıkları olurdu, oda gece gibi gizli ve hayâlı. Sevmek masumca idi ancak göz göze bakmak belki serbestti, oda kaçamak ve utangaçtı.
Hizmeti kızlar yapar anneler sohbet ederdi. Her şey daha yalındı, küsmeler bir ladesle biterdi barışmak küsmekten kolaydı.
Şimdi bana müsaade yağmur bitti. Gök kuşağı çıktı bile, bir dilek tutup koşma zamanı ´´Allah´ım büyüdüğümde de yüreğimde kin öfke barınmasın yüreğim hep çocuk kalsın´´ Âmin.
Hava kararmak üzere yani susam sokağı başladı başlayacak bu arada minik kuşun rengi turuncu, kırpığınki yeşil.