İbrahim Sağır günümüzde şiirle uğraşan pek çok kişinin adlarını dahi bilmediği nazım şekillerini bilinçli bir şekilde titizlikle uygulamış ve edebiyat derslerinde örnek verilecek şiirler ortaya koymuş.

Bunlar arasında düz koşma, yedekli koşma, müsammat koşma, ayaklı koşma, zincirbent koşma, yedekli koşma, ziyadeli ayaklı koşma gibi koşma türlerini bulabiliyoruz. Bu türlerin her birine ilişkin şiirleri bulunuyor.

DÜZ KOŞMA 

İbrahim Sağır’ın düz koşmalarını okurken, günümüzün Karacaoğlan’ı diyebilirsiniz. Bunların arasında sekiz heceli ve onbir heceli iki düz koşmadan birer kıta aktarıyorum:

“.. Bezdirdin garibi candan,

Çıkartma gel din imandan,

Kız vefasız Aslı Han’dan,

Öğütlenmiş çırak mısın? 

…..(Harman, syf:105.)

“Yürü dünya yürü, var git yoluna,

Senle uğraşacak zaman mı kaldı

Kimin girer isen var gir koluna,

Yağma edilecek harman mı kaldı? (Harman, syf:60)

YEDEKLİ KOŞMA

Şimdi sizlere altı kıtalık bir şiirinden örnek olması için yalnız iki kıtasını sunacağım:

Âşığın kaderi çekmektir çile,

Söz etmem sevdiğim sözün üstüne.

Kaşın gözün üstüne,

Hüzün hüzün üstüne,

Naz yok nazın üstüne,

Ve garazın üstüne,

Hem avazın üstüne

Kaşın, gözün, saçın gelince dile

Dökülür zülüfler  gözün üstüne.

Seninle bitmiyor derdim meselem,

Sitemin bir alem, cilven bir alem.

Dilin demez bir kelam

Arşa erişir nalem

Zor mu vermek bir selam,

Gönlümü dağlar elem,

Halim berbat vesselam

Anlatmak istesem yazmıyor kalem,

Bulunmaz dünyada nazın üstüne. (Harman, syf: 36)

Görülmekteki, her kıtanın ortasına yedi heceli ve beş mısralı aynı kafiyeli bir bent girmekte. Bu bent bazı şiirlerde mani tekniği ile yazılabilir. Bu tür şiirler, Doğu Anadolu ve Azeri sahasındaki saz şairleri tarafından kullanılır. Adına “Yedekli koşma” denilir ki, İbrahim Sağır halk şiirimizin kadim türlerinden sayılan Yedekli koşmalar da yazmış.

MUSAMMAT KOŞMA

Divan edebiyatının musammat gazeli gibi, iç kafiyeli koşma türüne musammat koşma denilir ki, bunun örneklerine İbrahim Sağır’ın şiirleri arasında rastlıyoruz:

Gülmedin bir defa, gelip insafa

Çektirdin hep cefa, yetti sevdiğim,

Göstermedin vefa, vermedin sefa,

Dumanım etrafa, tüttü sevdiğim.

Bu sevdan yüzünden, elâ gözünden,

Vefasız özünden, yalan sözünden,

Bıktırdın nazından, hem avazından,

Bülbüller hüzünden öttü sevdiğim.

Ey aşk pınarım, saçları sarım,

Âsude baharım, gönülde nârım,

Gözümde envarım, biricik varım,

Seninle efkarım bitti sevdiğim.

….”

Görülmektedir ki, 6+5 duraklara göre, her dizenin birinci ve ikinci kısımları kafiyelidir.

AYAKLI KOŞMA

İbrahim Sağır’ın başka bir başka tür, iki şiirinden aldığım iki kıtayı aktarmak istiyorum:

“Bugün yârin güller açmış yüzünde

Yanağı zülüfle barışıvermiş

Sarışıvermiş.

Aşkın şavkı parlar ala gözünde

Cilveler cilveye karışıvermiş.

Vuruşuvermiş.

…..”

“ Bir volkan misali aşk ateşinde

Şu öksüz kalbimi yaktın da gittin.

Yıktın da gittin.

Dumanı savurdun verdin yellere,

Külümü yollara döktün de gittin.

Çektin de gittin.  ….”

(Harman syf: 33 ve 32)

İki  dörtlükte her iki mısranın arasına beş heceli ziyade mısra eklendiğini görüyoruz. Şiirlerin ilk dörtlüğünde böyledir ama daha sonraki dörtlüklerde dördüncü mısradan sonraya ziyade mısra yerleştirilmiş. Bu tür şiirlere “ayaklı koşma denilmekte. İbrahim Sağır’ın ayaklı koşma şiirleri titizlik örneğidir. Bu şiirlerin musammat şeklinde yazılanlarına musammat ayaklı koşma deniliyor.

ZİNCİRBENT KOŞMA  ve ZİNCİRLEME AYAKLI KOŞMA

Zaman çemberinde döner dolaşır,

Yoktur bilen kaçtır yaşı dünyanın.

Yaşına hep efsaneler bulaşır

Âdem Peygamber’dir başı dünyanın

Başından geçenler ibretle dolu,

Sırlıdır fezada gezdiği yolu

Belli olmaz asla hiç sağı solu

Hiledir çok zaman işi dünyanın. (Harman- Dünya syf: 38)

İki kıtasını aktardığım koşmada “-ı” hal ekiyle dünyanın kelimesi rediftir. Kafiyeyi  baş sözcüğü  oluşturmuş. Arkasından gelen mısra “yaş-ı-na” kelimesi ile başlıyor. Aynı şekilde dördüncü mısra da kafiye “baş”  kelimesi olmuş.  Bu nedenle. ikinci kıtanın birinci mısrası “Baş” kelimesi ile başlamış.  Bu dörtlüğün sonunda kafiye “İşi” kelimesinde olduğu için, üçüncü kıtanın ilk mısrasının ilk kelimesi de “İş” ile başlayacak. 

Bendlerinin dördüncü dizesinin kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan koşmalara, “zincirbent koşma” denilir ki, bunu ancak İbrahim Sağır gibi şiirin ustaları başarabilir. Bir de “Zincirleme koşmalara ziyadeler eklenir. Bunlara da “Zincirleme  Ayaklı Koşma” denilir.  İbrahim Sağır’ın kahramanlık ve dini içerikle şiirleri arasında her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı koşmaları da bulunuyor. Bunlara “Koşma Şarkı” örneği diyebiliriz.

İbrahim  Sağır, elifname, devriye, müstezat, tekellüm, semai gibi geleneksel  şekil ve türlere ilişkin şiirler de yazmış. Nazire veya benzek dediğimiz geleneksel türü de ihmal etmemiş. Abdurrahim Karakoç’un “Mihriban” şiirine yaptığı nazirenin iki dörtlüğü şöyle:

 “Güzelliğin ölçüsü yok, dozu yok,

Resim gibi çizilmiyor Perihan,

Kirpiklerin hedef arayan bir ok,

İlk bakışta sezilmiyor Perihan.

Kumral saçın omuzunu sarıyor,

Varlığın insana huzur veriyor

Gül yüzünde sanki zaman eriyor,

Mısralara dizilmiyor Perihan … ”

Edebiyatımızda Tanzimat döneminde manzum tiyatro eserleri yazılmıştı. Daha sonra yaygınlaşmıştı.  Bir destanın, menkıbenin manzum yazılması örneklerini ben ilk defa Basri Gocul’da görmüştüm. Sonra meslekte ilk hocam Mehmet Faruk Gürtunca’nın kitaplarını okumuştum. Mustafa Necati Karaer’in Kerem ile Aslı’sını sevmiştim. Ama araştırma, bilgi, sabır gerektiren bu türe rağbet eden olmadı. Ta ki İbrahim Sağır, kollarını sıvayana kadar. Geçen yıl manzum “Türk Destanları” adlı kitabı İmbik Yayınları arasında çıkmıştı. Efsun Yayınları arasında ise manzum “Şiirlerle Menkıbe-i Yunus Emre” ile “Ahmet Yesevi ve Şiirlerle Menkıbeleri” adlı kitapları çıktı. 

Eskişehir’in olgun, genç şairlerle şiir dünyasının merkezi olduğunu belirten Feyzi Halıcı ağabeyimiz, İbrahim Sağır hakkında düşüncesini söyle yazmıştı:

“İbrahim Sağır kibir, gurur tanımayan Anadolu toprakları kadar temiz, sevgi saygı dolu bir şair. Benliğinden tapşırdığı duygu ve duyarlılık mısralarından serezat dökülür. O, duygularını cömertçe çevresine sebil eder. Feragat sahibi, fedakar bir insan. Gerçek güzel bir şiir için her şeyini feda etmeye amadedir.  İbrahim Sağır Yunus Emre’nin aydınlık dünyasından aldığı güç ve ilhamla çevresindeki dostlarına, genç şairlere kabiliyetini mısra mısra dağıtıyor. Onları güçlendiriyor.” (Bir Kapıdan Bir Kapıya, syf: III. )

On yıl önce kaybettiğimiz emekli valilerimizden Rıza Akdemir. Ebrahim Sağır için yazdığı bir şiirin ilk dörtlüğü şöyleydi:

“Bazen destanlardan bir sayfa açar,

Bazen kalbimizde ışıklar saçar,

Arıdır bahçeden bahçeye uçar,

Çiçektir, ışıktır, nurdur kalemin…”

Bu iki düşünceye ve İbrahim Sağır hakkında duygularını dizelere döken, Mehmet Ali Kalkan, Sefil Selimî, Kadir Kaya, Halil Gürkan, Necibe Taşkın Çetinkaya, Fikret Görgün, Hasan Şanlı, Sabri Dil, Enver Özçağlayan, Süleyman Şen, Mehmet Yavuz, Ömer Öner, İsmail Gül, Şerife Gündoğdu, Kemal Demirel, Salim Gülbahçe gibi gönül dostlarına ben de katılıyorum.