Esmehan sabahleyin kalkar, Molla´yı çağırır verir parayı, gerek olan bir eşyasını ister; "Git al bu erzakları getir. Ben yemek yapayım yiyelim" der. Molla parayı gider alır, gelir; erzakları pencereden verir. Esmehan yemeği yapar yer, içerler.
Bir gün-beş gün derken günler geçer. Birgün sabah yemeği erzakını alıp getirdikten sonra, Molla mahalleye çıkar. Şurda burda gezerken şöyle bir köşe başında kendinin kafa dengi arkadaşları toplanmışlar, sohbet ediyorlar. Biri diyor ki;
-Yahu ben Ahmet Ağa´nın kızını gördüm, çok güzel, şirin bir kız. Buna babamı gönderip isteteceğim. Evleneceğim artık, bekârlığın sonu yok.
Biri diyor ki;
-Ben Hasan Ağa´nın kızıyla karşılaştım, bana güldü. Gönlü var herhalde, ben de onu alacağım.
Öteki diyor ki;
-Ben Ali Ağa´nın kızını gördüm. Bana biraz tatlı göründü. Onu isteyeceğim, diyor.
Adamlar evlenip, yuva kurma telâşına düşmüşler.
Molla dedi ki;
-Kardaş siz iyi güzel konuşuyorsunuz da ben de sizin bir arkadaşınızım. Benim de evlenme çağım geldi. Eli ayağı temizce bir kız da bana bulsanız da babam geldiğinde istetsem. Ben de evleneyim yuva kurayım, dedi. Babam gelene kadar hazırlarım bu işleri.
Ağzı güzelin biri dedi ki;
-Bre oğlum bizimle dalga mı geçiyorsun sen?
-N´oldu baba? Dalga değil ciddi konuşuyorum.
-Yahu seninki içerde, her gün besliyorsun, yüzünü görüyorsun, şahsını görüyorsun, dedi.
-Kim yahu bu?
-Esmehan.
-Oğlum, çarpılırsınız, ağzınız eğilir, dedi. O benim bacım, dedi.
-Oğlum, Hoca seni camide bulmuş. Hoca senin baban değil. Sana düşer Esmehan. Bal gibi de düşer, dediler.
-Acaba dedi, Molla.
Aynayı aldı, şahsına bir baktı ki: "Hakikaten ben bunlara benzemiyormuşum. " dedi
Artık sabahın olmasını sabırsızlıkla beklemeye başladı Molla. Sabah olunca, Esmehan erzak ısmarladığı zaman Esmehan´ın kolundan tutacak Molla. Sabaha kadar uyumadı, sabah oldu... Esmehan çağırdı, bir miktar para verdi:
-Git, dedi. Şu erzakları al gel.
Molla, hemen, çarçabuk erzakları aldı, geldi. Pencereden çağırdı. Esmehan mutfak bölümünde bir işler yapıyordu.
-Beri gel, getirdim al sana!
-Kardaş, yanına koy, ben alırım.
-Yahu bu kadar mı büyüdün? Niye gelip elimden almıyorsun, tenezzül mü etmiyorsun, dedi.
-Tamam kardaş gücenme, geliyorum, dedi.
Geldi şimdi Esmehan, "Erzakları aldım" derken, Molla, Esmehan´ın bileğinden tuttu.
-Ee!.. dedi. N´oluyor?
Molla;
-Babam beni camide bulmuş, sen bana düşüyorsun, ben seni alacağım. Hiç çaresi yok bırakmam seni, dedi.
-Etme Molla, tutma, dediyse de vazgeçiremedi,
Esmehan, çok güçlü kuvvetli bir kız olduğu için, kolunu "yallah" deyip de çekti. Molla´da "Bırakmayayım" diye eline asılınca, arkasına dokuz tombalağı birden döndü.
-Ulan bunu mu yapacaktın bana, babam gelmez mi, dedi. O zaman sana söyleyeceği biliyorum, dedi.
Molla kabahatlendi. Artık deli divaneye döndü. Ne yapacağını şaşırdı. Çünkü şeriat âlimi Hoca geldiği zaman bu sözleri duyarsa, Molla´yı astırır. Sokaklarda gezip dolaşmaya başladı. Gezerken doksan dokuz buçuk yaşında bir karıya rastladı. Şehirin bir kenarında kaz damı gibi bir damda yaşar. Ağzının içinde iki dişi var. Biri altta biri üstte. Soğuk havalarda üşüdüğü zaman nalburun çekici gibi tık tık birbirine değer, başka hiç bir şeyi yok. Molla´yı gören karı, onun boynuna sarıldı:
-Aman Molla´m, kuzum Molla´m, n´oldu sana? Derdin ney, belân ney, neden sarardın soldun? Sen müzmin bir delikanlıydın.
-Git, dedi Molla. Gâvur seni. Benim yarama merhem, derdime derman mı olacaksın, dedi.
-Yavrum, "yedi derde dermanım derler" amma yanlış söylüyorlar. Ben yetmiş derde dermanım, derdini söyle, dedi.
Molla artık Esmehan´la olup bitenleri, hepsini karıya anlattı.
Karı dedi ki;
-Yavrum, sen bana bir altın veriyor musun?
-Al karı sana üç altın.