Öyle günler yaşıyoruz ki belki de Türk futbolu artık acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda.
Bence, “Dip yapmadan” sıçrayamayacağız.
Bugün yaşananları yalnızca bir skandal olarak görürsek büyük fırsatı kaçırırız.
Ama yaşananları Türk futbolunun kendisini yeniden yapılandırması için bir fırsata dönüştürürsek, işte o zaman bu krizden bir çıkış yolu doğar.
Önce temiz bir sayfa.
Sonra şeffaf bir sistem.
Ardından liyakat.
Ve herkese eşit uygulanan kurallar.
Bana göre bunun yolu buradan geçiyor.
Hakemlerde de federasyonda güven vermeli…
Bir hakemin sahaya çıktığında vereceği karar kadar, o hakemi sahaya gönderen sistemin de güven vermesi gerekir.
Federasyon yönetimi de aynı şekilde.
MHK da.
Disiplin kurulları da.
Gözlemci sistemi de.
Hakem eğitim sistemi de.
Hepsi aynı anlayışla çalışmalı.
Bu kurullarda da daha önce ki yazımda da belirttiğim gibi “Liyakat sahibi insanlar” görev almalı.
Futbolu bilen, hukuku bilen, yönetmeyi bilen, dünyadaki futbol sistemlerini takip eden, bağımsız karar verebilen insanlar...
Kısacası koltuğu dolduracak insanlar değil, görevin hakkını verecek insanlar görev yapmalı.
Artık bahane değil, reform zamanı…
Türk futbolunun artık "Hakem hata yaptı", "VAR görmedi", "Federasyon açıklama yaptı" tartışmalarından daha büyük bir meseleye odaklanması gerekiyor.
Sistemi yeniden kurmalıyız!
Futbol sadece 90 dakika değil!
Futbol güven meselesidir.
Adalet meselesidir.
Liyakat meselesidir.
Ve bugün Türk futbolunun en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur, Liyakat…
MHK'de liyakat...
Federasyonda liyakat...
Kurullarda liyakat...
Hakemlikte liyakat...
Yönetimde liyakat...
Liyakat varsa güven vardır.
Güven varsa adalet tartışmaları azalır.
Adalet varsa futbol gelişir.
Ve belki de yıllardır beklediğimiz o güzel günlerin kapısı ancak o zaman açılır.
Türk futbolu artık kişilerin değil, liyakatin futbolu olmalıdır.
Dipten çıkışın başka yolu yok.
Önce liyakat.
Sonra güven.
Sonra adalet.
Sonra Türk futbolunda güzel günler.
Kalın sağlıcakla…