SUAT
Huzur isimli romanda bir kahramana mutlu (Suat) konması hiç de şaşırılacak bir şey değil. Çünkü Huzur kavramının bir diğer anlamı mutlu olmaktır.Bu bölümün adı Suat olmasına rağmen, Teyfik isminde yeni bir kahramanla başlaması çok ilginçtir.
Fakat Tanpınar’ın bu bölümün hemen başında sayısız zaman içinde hep aynı yer (s.252) diye bir cümle yazması aslında mekân aynı ama “zaman” farklı demek istenmiştir. Tanpınar’ın varlığına şükrettiren bu iki kavrama o kadar üst seviyede değer vermesi normal karşılanmalıdır.(S.254-255)Hatta uzviyetine dua ederken anları birleştirip düz ve yekpare zaman yaratması da sanki dua özelliğini taşıyor gibidir.(s.255)Romanda bu duaya Nuran’ın dayısı Nevakar ve Mahur Beste’yi okurken, Yahya Kemal’in bizim romanımız şarkılarımızdır cümlesiyle bütünleştiyor (s.260) ve musiki, şiir, tasavvuf hep iç içe konuşmaktadır, taş dua eder ağaç zikir eder benzetmesiyle bir dua daha ekliyor.(s.260)
Realitenin kendisi olmayı arzularken İhsan, aslında kendisi ve insanı bulmak (s.261) istemesi onu herkesten farklı kılmaktadır. Ve İhsan devam ederek, bir taraftan kültür buhranı diğer taraftan iktisadi reforma ihtiyaç duyan toplumsal realitenin basitliğini işaret ediyor.(s.261)İhsan, bunların birini ötekine tercih edilmeyeceğini söylerken de aslında kültürel kalkınmanın profilini çiziyor ve getirip “insan birdir” gerçeğine bağlıyor. Bütün bunların anlamıda şudur; çalışan insan, bir şey yaratan insan önce kendini sonra iş mesuliyetini ve sonrada mesuliyet düşüncesi insanı doğurur demek istiyor. Maddi kültür ve manevi kültürün tartışıldığı bir dönemde yazılan Huzur romanında İhsan’ı bu tartışmanın dışında tutmak onun mistik filozofluğunu inkâr etmek olurdu ve yazar bu bölümde bu konuyu bu nedenle işlemiştir denilebilinir.
İhsan bununla da yetinmiyor ve garp-eski ayrımı yapıyor ve Garp’ı ırmağa benzetirken yarı ölmüş Anadolu medeniyetini ona katılmaya çalışan çay olarak görüyor. Daha ileri giderek eski toplumun satıhta kaldığı derinliğe inince kötümser ve korkaklaştığını belirtiyor. Sonunda çözümü de kendisi buluyor: kendimiz olmak. Tanpınar burada hem kendini, hem İhsan’I, hem Yahya’yı, aşıyor ve Nurettin Topçu’ya ulaşıyor denilebilinir.Bununla beraber buda yetmiyor ve kültür esaslı milli kalkınma politikasının yol haritasının esasını çiziyor. Maddi ve manevi kültürden kalkınma realitesine doğru yürüyen İhsan, hep insan odaklı düşünmesi, hem kendini, hem de yeni toplumu yaratmaya (s.262) yönelmesi, İhsan’ın işin kendisi medeniyet ve kültürünü yarattığı gibi insanı da yaratır (s.262) demesi ilk anda maddi kültür, manevi kültürü yaratır tezini destekler görünse bile, yine ihsan’ın çelişkili bir ruh hali içinde söylediğini akla getirse dahi öyle olmadığı da açıktır.
İhsan metafizik tartışmalar yapılarak yeni tanrılar yaratmalıyız demesi dahi maddi ve manevi kültürü yeniden keşf ederek zenginleşmemiz gereğine dikkat çekmektedir. Yine Türkiye, yalnız Türkiye (s.263) olduğu sürece yeni toplum ve yeni tarih yaratacaktır demek istiyor. Sosyal kalkınmanın nasıl olması gerektiği belki de sadece İhsan’a kutsallık kazandırmıyor aynı zamanda kendisi olmasını istediği Türkiye’yi de kutsallaştırıyordur.Vatanın bütünlüğü ve nüfusun büyüklüğünü bilen fakat kendi kültürünü bilmeyen münevverler zümresine ufak ufak atıfta bulunan İhsan, kültür yoluyla kalkınmanın insanı merkeze koyarak anlatıyor. Eski çiftçi imparatorluğunda çiftçiler müstahsil olmuş ama üretici olamamışlardır, insanlar çok çalışıyor ama değer üretemeden hem kendileri hem de toprağı yoruyor önermesi fevkalade önemli bir yorumdur. İnsan ve toprağın yorgunluğunu, halen yeni Türkiye’nin de üzerinde de olduğuna dikkat çeken İhsan, bunun esas nedenin “insan ve toprağı ekonomik hayatımıza sokmamak” (s.263) olduğunu tespit ediyor. İhsan bu yaklaşımıyla bireysel sermayeden, milli sermayeye veya milli burjuvaziye geçilememesinin bir anlamda sırrını da keşfediyor.