Ulus devlet, önce “ulus” oluşturmakla işe başlamıştır.
Beş yüz feodal prenslikten bugünkü Avrupa ülkelerinin doğuşu içinde kanlı savaşları barındıran bir süreçte gerçekleşmiştir.
Ulus Devlet, modernleşmenin her yönüyle “tabiata ve insana nizam verme” idealine uyan tek modeldi. Farklılıklar içinde azamet taşıyan Osmanlı modelinin kendini yenilemesine imkân vermeden, oluşturulmuş bütün ulus devletlerin üzerine çullanması bu yüzden şarttı. Anti-emperyalist takılan ulusalcıların, I. Cihan Harbi’ni sadece paylaşım mücadelesi olarak görmeleri yaralı bir bilinç taşıdıklarındandır. Ulusalcılarımız bir yandan anti-emperyalist takılırken, bir yandan “Ulus Devlet”in bir emperyalist proje olduğunu ve modernliğin de bizzat emperyalizm olduğunu görememişlerdir.
Bir imparatorluğun varisi olarak modernliğin, yani ulus devletin zorunlu olarak “Türk” üzerine kurulmasının en büyük zararını Biz Türkler görmüşüzdür. Arap, acem, kürt vs. daima bizden alacaklıdır ve daima ecnebi ile işbirliğine teşnedirler. Daha büyük zararı ve özellikle Kürt Irkçıları’nın görmediği şey, bu projenin Türk’ü Kızılelmasız bıraktığını anlamayışlarıdır. Modernliği hem dini,, hem imanı belleyen bizim ulus devletimizin en acımasız usullerle “biçim verdiği” unsur Türklerdir. Resmî (modern) milliyetçilik çerçevesinde biçimlendirilmek istenen Türk`ün, ırkçılığa karşı da direnişini hesaba katmaz. Bugün kendimizi Türk olarak tanıyışımızın en temel sebebi, irfanî bir sezgi ile Türkü Müslümanlıkla özdeşleştiren derinliğimizdir. Türkün zıddı herhangi bir kavim değil; “gâvur” idi… Bu bilinç ne kadar kaldı ise biz de o kadar “insan” kaldık.
Gençtim, vatan kurtarma sevdasındayken Sivas Emniyeti ile başımı belaya girmişti. Kurmay(!) arkadaşlarımın tavsiyesine uyarak köye gittim, halamın misafiri oldum. Durumu özetledim ve anında anladı, merhume. Mücadelemden guru duymuştu ve “Allah, Türklere yardım eder, inşallah!” demişti. Bir an bazı açıklamalara girecektim, vazgeçtim, çünkü o sonuna kadar haklıydı. Ben MTTB başkanıydım, hâlâ çok sevdiğim ve liseden de arkadaşım Muaffak Özmen Ülkü Ocakları başkanıydı. Halamın bakışı ise hakiki, hattâ ontolojik bir bakıştı.
Modernlik, Türkü şirazesinden çıkarmış; başka bir Türk yaratma girişimini Türkler ve Türk Kültürü üzerinde sert bir biçimde denemiştir. Bunu anlamak, Osmanlı bakiyesi kabilelerin ya aklına gelmez, ya da işine gelmez. Şöyle söyleyebilirim: Kabile halklarının anlayabilecek irfanları vardır ama akıllarına gelmiyordur; kabileleri biçimlendirmeye çalışan ırkçı ve modern önderlerin ise kesinlikle işine gelmemektedir. Çünkü o sayede nemalanmakta, kendilerine tahsisli alanlarda iktidar sahibi olabilmektedirler.
Dersim, Türkiye`yi modernite çerçevesinde uluslaştıran zihniyetin sadece kanlı bir kesitidir. Dersim olayı modern ulus devletin bir “biçimlendirme” faaliyetidir. Böyledir ve “bir medeniyet projesi” tespiti haklıdır. Çünkü aynı medeniyet projesi: Devletin müslim ve gayr-ı müslim tüm tebaasına uyguladığı her baskı ve zulüm, düzen verme sevdasının bir ürünüdür. Özünde, yerlilere medeniyet götüren Amerika Devleti ile, Cezayir’e medeniyet götüren Fransız devletinin ve kendi halkını modernleştiren bizim ulus devletimizin zihniyeti temelde aynıdır. Modernleştirmenin en sert uygulaması ise Hitler eliyle gerçekleşmiştir. Modern ulus devlet az ya da çok Hitlercidir.
PKK ve benzerlerinin "ırkçı modernliği" de, Kürtler üzerinde kurduğu baskının mahiyeti de aynıdır. Bugün "kabile ırkçılığı"nı körükleyerek kudret peşinde koşan ve alabildiğine de pozitivist ve materyalist Kürt Seçkinleri, bir tür gecikmeli faşistlerdir. Kürt milletvekillerinin Dersim olayı münasebetiyle, devleti ve İktidar Seçkinleri’ni hedefe oturtması özünde ırkçı ve ayrılıkçı bir siyasi dildir, bu siyasi dil “Türkleri” yine ustaca hedef haline getirmektedir. Tabandaki PKK’lıyı besleyen bunların dilidir; modernliği din edinen, Kürtleri Düzenlemeye yani medenileştirmeye çalışan baskıcılığın, kabile ırkçılığı biçimindeki tezahürüdür. Bugün Kürtler üzerinde, Kürt Seçkinleri’nin uyguladığı acımasız bir faşizm vardır, ırkçı temelli bir faşizmdir ve modernleştirme idealine baplıdır.
Kendilerini daima Türklerden alacaklı hisseden ezik Kürtlerin de, onların ezikliğini kullanan siyasilerin de, geçmişte yaşanan acılardan müstakbel ideal ve iktidarlarına katma değer malzemesi devşireceklerine; barış için daha samimi olmalarını dilerim. Türklerin kimliğini de yaralayan modern devlet için Türk milliyetçiliği ya da ırkçılığı kendi içerisinde zorunluluklarda taşıyan baskıcı bir modernleştirme aracıydı. Bu vesileyle TC’ye bayrak açmak ve Türkleri daima töhmet altında tutarak kabile ırkçılığa alan açmak, her vesileyle iktidarı/iktidarları suçlamak vs. barışçı bir dil değil, savaş açmak için bahane üretme taktiğidir.
“Ulus Devlet”in geçmişte yaptığı hatâları dile getirmek, üstün sorgulama yeteneğine sahip olmayı bile gerektirmez. Bütün tartışmaların üstünde, geçmişe sünger çekme asaletini ve cesaretini göstermeyenlerin barış inşa etmeleri mümkün değildir.
Böyle düşünüyorum, yazı bitti ama elbette düşünmeye devam edeceğim…