Tıp fakültesinde neler yaşandığını dinledikçe şaşırıyoruz. Doktorların gelir düzeyini çekilir hale getiren ?döner sermaye? ücretleri, artık pula dönmüştür. Pek çok mütehassıs öğretim üyesi bavulunu eline almış beklemektedir. Böyle bir kurumda yöneticiler öncelikle kendileri tasarruf tedbirine gider. Gerekiyorsa ucuz bir araba alır, en iktisatlı biçimde kullanır. Mevcut makam arabaları miadını henüz doldurmamışken, taşıt vergisi dahi ciddi yekûn oluşturan lüks otomobillerle caka satmak, çok yakışıksızdır. Hz. Ömer´in mum hikâyesini anlatıp, ışıklı panolar altında resim vermek, hoşumuza giden bir manzara değildir. Her konuda fikir sahibi olan, İslamcı STK´ların bu konularda da diyeceklerini bir dinlemek isteriz. Bu konularda İslam´ın insanlığa sunduğu sorumluluklar yok mudur?
Son günlerde çarşıda, pazarda en çok dillendirilen konu, üniversitemizin araştırma hastanesinin özelleştirilmesidir. Kurulduğunda Anadolu´nun gözbebeği olan bir kurumun düştüğü şu içler acısı duruma seyirci kalmaması gerekenlerden ise en ufak bir ses çıkmamaktadır. Devletleştirme yahut özelleştirme söz konusu ise, tüm üniversite üzerinden düşünülmelidir. Üniversite, yalnızca bir avuç yöneticinin yüksek ücretlerle saltanat sürdüğü bir ulufe kapısı değil; eğitim kurumudur. Bugün ise hayatından memnun olan insan sayısı yönetici zümreden ibaret hale gelmiştir. Hukuk Fakültesi vaat edilirken, Sivas´ın artık köklü bir değeri olan Tıp Fakültesi üzerine konuşulanlar iç açıcı değildir.
Çıkar ve iktidar kapısı olarak kullanılan kurumların bu hale düşmesinin tek nedeni kötü yönetilmeleridir. Bunun bedelini ise bu kurumları tasfiye ederek halka ödetmek insafsızlıktır. Bunun adına, ?Önce iflas ettir, sonra devret!? modeli denilebilir.