Ahmet ÖZDEMİR
Sanat eserleri; zamanla silinip giden gerçekleri, ölmezliğe kazandırmasıyla değer kazanırlar. Bu ölmezlik, sanatçının çizdiği manzara, anlattığı kişilere, kendinden kattığı duygudan, şiirden ileri gelmektedir.
Sait Faik' in hikâyelerindeki şiir hem temada, hem anlatımda, hem kahramanlarda, hem vücut bulduğu ortamda, hem de kelimelerdeydi.
Topu topu onsekiz parça şiirden oluşan "Şimdi Sevişmek Vakti", Sait Faik'in tek şiir kitabıydı. Aslında bu şiirlere de birer Sait Faik hikâyesi diyebiliriz. Hikâyeleri ile belirgin farkı; duygularının, görüşlerinin beşer onar mısra içinde yoğunlaşmış olmasıydı.
ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ
Çıplak heykeller yapmalıyım,
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mıntanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden...
Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek
Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe,
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.
Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.
Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
Baygınlık getiren şiirler
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.
Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...
Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den
Yunus'tan, Yunus'tan...
Sait Faik, kimi edebiyat eleştirmenlerine göre, oldum olasıya şairdi. Yalnızca, şiir yazmaya kalkıştığı zaman belki başarılı sayılmazdı Onun şiiri kendi içindeydi. Şiirinin sırrı, aşırı duygulu olmaktan çok, dış hayatın ayrıntılarını, içinden geldiği gibi sıralayıvermesindendi:
Sait Faik de hikâyelerinde ve şiirlerinde sürekli olarak aşkı arıyor, kimi zaman buluyor, kimi zaman kaybediyor. Özetle, Şimdi Sevişmek Vakti, sevgi fakiri dünyamızın ortasında insanları aşka çağırmaktaydı.
Şimdi Sevişmek Vakti, 1953 yılında yayınladığı zaman olumlu ve olumsuz eleştirilere uğradı. Büyük çoğunluğu, bu kitapta yer alan, daha önce çeşitli dergilerde de yayınlanmış olan bu şiirlerin birer sanat eseri olduğunda birleşiyorlardı.
Edebiyatçıların çoğu yazı hayatına şiirle başlar. Daha sonra hikâyeye, romana, gazeteciliğe geçer. Sait Faik, 1936 yılından beri Türk Edebiyatı’nın en güzel hikâyelerini yazmaktayken, şiire başlamıştı.
Birçok hikâye kitabından sonra şiir yazması ve bu şiirlerde kişiliğini koruması, mizacının şair olmasından ileri geliyordu. Sait Faik' in kişiliğinde şiir cevheri vardı. Onun hikâyelerinde hayatın sefaleti, acısı, çirkin yönleri şiirin aydınlığında görünüyordu.
O, sevginin mucizesini anlamıştı. Seviyorsanız, gazete örtülü bir yemek masası, acı zeytinyağı kokusu, güftesi bayağı şarkılar ve adi havalar bir şiir konusu oluverirdi:
Sait Faik'in kuvveti, kendi kendisi olmasında; kendi mizacını, hayat çerçevesini kabul etmesindendi. O duymadığı, bilmediği şeylerden bahsetmezdi. Görmekten ve sevmekten başka bir iddiası yoktu.
O bize kendi kendisi olan bir sanatkârın ne kadar kuvvetli olabileceğini gösteren büyük bir örnektir. Başkaları da onun gibi kendi gerçek ve yegâne varlıklarının hususi tecrübelerini anlatsalardı edebiyatımız ne kadar zengin olurdu...
Roman, zaman ve sabır isteyen bir sanat dalı… Sait Faik, yaradılışına uygun olarak hikâyeciliği tercih etmişti. İki romanı, hikâyelerinin uzamasından başka bir şey değildi. Bir başka anlatımla, Sait'in çalışma metodu kısa zamanlıydı. İnşa yeteneği isteyen roman ise uzun nefes gerektirirdi.
Medar’ı Maişet Motoru’nda Burgaz Adasının renkli fotoğraflarını seyreder, denizin zorluğunu yaşayan insanların serüvenlerini birlikte yaşarsınız. Kayıp Aranıyor’ da sürekli olarak yalnızlık teması işlenmişti. Yalnızlık Sait Faik'in şuur altındaydı.
"Ne olur, bir kedicik, bir köpekçik olsaydı. Bütün bu olmayan şeyle, ağrılar, boşluklar, terler, üşümeler bir daha dönmemek üzere gideceklerdi ... " cümlelerinde olduğu gibi, ruhuna ağaçlardan, bulutlardan, kuşlardan, kedilerden, köpeklerden, böceklerden bir yankı aramaktaydı.
Sonuç olarak Sait Faik'in tek başına roman alanında verimli bir sanatkâr olduğunu söyleyemiyoruz. Ancak, özellikle son romanında yerleşik ahlak kurallarını tartışması, toplumun türlü kesimlerinden insanları karşı karşıya getirmesi ve toplumdan kopmuş aydınları eleştirmesi ile dikkati çekmişti.
Sait Faik' in hikâye, şiir, roman ve röportajlarının dışında da gazete ve dergilerde yayınlanmış, sohbet veya deneme diyebileceğimiz yazılan vardı. Örnek vermek gerekirse 2 Şubat 1947'de Yedi Gün Dergisinde yayınlanan "Orhan Veli İle Konuştum" başlıklı yazısı, Orhan Veli için araştırma yapacak olanlara bir kaynaktı. .
Eleştirmekten ve eleştirilmekten hoşlanmasa da eleştiri yazıları yazmak zorunda da kalmıştı. Bunlardan birisi eleştirmenleri eleştirdiği yazıydı.
"Eleştirmecilik sanattan daha zordur. Çünkü eleştirme, güzel eseri bulup onun üzerinde düşünüp bir güzel eser meydana getirmektir." Ama günümüzde eleştirmeciler bir acemiliği bir sürçmeyi yakalayarak tadını çıkarmak, yazarın canına okumak peşindedir.” Diye yazmış, iyi ve kötü sanatçılara, eleştirmeci denilen mizah yazarlarının vız gelmesi gerektiğini belirtmişti.
Ve kısa bir şiirle konuyu noktalayalım:
KIRMIZI YEŞİL
Kıyısına tuz ileten rüzgârı
Balıkların yürüdüğünü duyuyorum
Dinlerim yosunların konuştuğunu
Midyelerin ağladığını
Askın bır kanadı var kırmızıdır
Delinir
Kan akar
Bir kanadı var
Zehir yeşili
SAİT FAİK ABASIYANIK