İletişim yarışı içerisinde, iletilenleri anlamak ve anlamlandırmak kimsenin aklına gelmiyor yahut ağır mesai gerektirdiği için uzak duruluyor. Sanal havuzlarda gerçek balıkların yüzdüğünü/çırpındığını düşünmek, ciddi adım olabilir. Dile getirilenin, eylem olduğu: dil-eylem analojisiyle tahkike açıktır. Elbette vukufiyet; vukufiyet için de ehl-i vukuf gerekir. Dijital teknolojinin kriminal yönüne gereğinden fazla öne çıkarılması, realitesinin üstünü örtmektedir. Trolü anlamak, kitlelerin trolleşmesinden korunmanın da biricik yoludur. Denetlenemeyen güç tehlikelidir; bugünün hükümetlerinin en zorlandığı konudur.
Arada bir “sanal âlem”in büyük yardımıyla olanı biteni anlamaya; olabileceği de tahmine çalışıyorum. Çok zaman almıyor desem yalan olur. İsabet şansı düşük olabilir; isabet ettirilse de popüler söylem kanalları tarafından yutulur. Disiplinler arası işbirliği ve gayretle bir orta yol bulmak gerek. Anketler ve rakamlar, insan eylemine dair derinlik vermez; tedbir ve düzenlemeler de kısa vadeli olur. Ölçü almaya uygun “gösterge şahsiyet”lere bakmalı. Kanaat önderleri medya zeminde akla derhal gelen ve işaretlenenlerdir. Oysa önderlerin fikirleri zannedildiği gibi kapalı kutu değildir; sadece dillerini bilmek gerekir. Eylemlerin/kanaatlerin hayat içinde nasıl yürütüldüğünü, pratiğe nasıl aktarıldığını anlamak gerekir. Her şey iktidara çıkarla bağlananlar arasında gelir gider; bu durum, sistemin işleyişi açısından anormal değildir. Gücün katalizörlüğünü yapanlara ulaşınca işimiz nispeten kolaylaşır. “Katalizör gösterge şahsiyetler”e bağlı gözüken zümreler, yanıltıcı ve nefisleri okşayan tavırlarıyla bu şahsiyetlerin egolarını rahatlatır ve eylemlerini de bu rahatlıkla gerçekleştirirler. Bu yüzden gözlenmeleri çok kolaydır. Katalizörler, her girdiği reaksiyondan alnının akıyla çıkan materyaller gibidir. Şahsiyet olarak adlandırmamız, rollerine nispetledir; figüratif şahsiyet diyebiliriz.
Hayat pahalılığının muhasebe dışı ve görünenden başka sebepleri arayanlar olursa, kalplerde kimin ne taşıdığına bakmalı. Kalp okunmaz denilir, doğrudur; ama eylem kategorileri içinde amaca/değere müstakim akılcı eylemler, kalplerde olanın tezahürüdür. Onca zaman geçti ve görüşlerde, duruşlarda en ufak bir esneme/yumuşama yok; tarafların kendini meşrulaştırma çabası ise en yoğun mesai… Meşrulaştırma, geleneğin dili veya alışılagelmiş zihni şemaların dil oyunlarına dayanarak gerçekleştirilir. Ezberlenmiş olan bu durum, siyasi eğilimlerin “kalplerde olanı” zerre kadar değiştirmeye talip olmadıklarını göstermektedir. Modern eğitim sistemi, baştan ayağa ezbercidir ve zorla ezberlettirir. Ezbere eylemlere adanmış tüketici bireylere şirretçe imkân açar. Yeryüzünü dükkâna çevirme faaliyetlerinin merkezinde çağdaş eğitim kurumları yatmaktadır. İskemlenin/koltuğun oturanın altından çekilmesini sağlayan çıkara müteveccih hareketlerin maskesiz yüzü benlik inşa eden mekanizmalar tarafından çizilmektedir. Laikliğin dini, liberal ekonominin ise ahlakı bertaraf edişi tüketime mistik bir boyut kazandırmıştır. Bu boyut, çeşit çeşit oyuna ve hakikati bulandırmaya en müsait alandır.
Akıl, akleder ve akletme insanın muannitliği yüzünden kolay kolay istikametini değiştirmez; o değişmeyince de bir şey değişmez. Kalplerden geçenle kastedilen de akıldan geçendir; insan eylemi analitik olarak parçalanamaz. Siyasi seçkinlerin akla verdikleri görev, bir ciddi tefekküre dayanmamaktadır. Genelde kolay yol tercih edildiği için, uygulamaların cari iktisadî akıldan farklı olmadığını görmemiz de şaşırtıcı değildir. Hiçbir zaman öyle ya da böyle aklı başka türlü hareket ettiren insanlar istenmediği gibi; farklılığıyla temayüz eden seçkinler yetiştirmek hedeflenmemiştir. Müdahalelere, yönlendirmelere açık ve dayanıksız şahıs kadrosu, yükünü halka çektirmeyi nihai çözüm olarak görür. Gariptir ki, çevrelerini çok dar tuttukları için kendilerini emniyette hissetmektedirler.
Sosyal olayların bir vadesi vardır; pahalılığın da bir sonucu olacaktır. Pahalılık, gerçekte kalplerde biriken kirli enerjinin oluşturduğu bir kara deliktir. Hiçbir oluş; tek başına ve özellikle de akıl dışı faktörleri hesaba katmadan değerlendirilemez. Lehimci sosyoloji diyebileceğimiz değerlendirmeler, artık sıradan teknikerlere mahsustur. Malumatları, işleri gereği rahatsız edici derecede fazladır ama havsalaları ve eylem repertuarları çok dardır.
Temennim yakın gelecekte mazlumların zarar görmemesidir; hep öyle olur çünkü. Umudum ise, mevcut siyasi kadrolar vasıtasıyla geliştirilen bir “müştak çözüm” vasıtasıyla ülkemin sükûnet ve dengeye kavuşmasıdır. “Müştak çözüm” ne mi? Anlatması uzun sürer, muadil sayılabilecek kavramlarla karşılaştırmalı konferans konusu bile olabilir. Kavram, merhum H. Ziya Ülken’in yaşayan sosyologlara hediyesidir. Türkçenin, onu su-i istimâl eden dillerde ne hâle geldiğine de bakıp bakıp üzülüyorum.
Not: Muhit Dergisi, Mayıs, 2022.