Bu hafta köşemde bir konuğum var. Şehir plancısı yazar Ümmügülsüm Tat, iyiki tanıdım kendisini. Belki suretlerimiz henüz karşılaşmadı fakat, gönüllerimiz buluştu kaynaştı. Kıymetli hocamızın kalemine sağlık. 

ŞEHİR VE KADIN 

Biz hep oradaydık. Hz. Hacer oğlu İsmail'e su bulmak için çölde koştuğunda, ilk vahiy geldiğinde, Hz. Hatice İslam’la şereflenen 10 kişiden biri olduğunda hep oradaydık. Adımız Orta Asya'da Hatun oldu, Anadolu'da Hanım, dünyanın her yerinde kadın. Coğrafya kaderdir sözünü hayatımızın her alanında birebir tecrübe ettik. Doğduğumuz evi, yaşadığımız şehri, içinde bulunduğumuz coğrafyayı hep kaderimiz bildik. Çünkü insani evi ve ailesi ve içinde bulunduğu toplum büyütür dedik. Bir nesli kadınlar büyütür dedik ve her birimiz gökyüzünün öğrencisi, yeryüzünün öğretmeni olduk. Bazen göç yolunda, bazen evimizin bir odasında geleneğimizi, kültürümüzü sonraki nesillere aktarmak için sandıklara taşıdık. Yaşayan ve aktaran olduk. Geçmişi bugüne taşıdık, bugünden geleceği mayaladık.

DÜNYANIN KADIN YÜZLERİ

Dünya kadınlarını yalnızca bize anlatıldığı kadar biliyoruz. Önümüze sık sık konulan bir fotoğraf var. Bu fotoğrafta batılı kadınlar şık arabalara biniyor, ev işlerinde hizmetçilerinden yardım alıyor. Hayattaki dertleri çevrenin kirlenmesi, ekosistemin bozulması. Doğulu kadınlar ise ritüeller ve törenler eşliğinde yaşıyor. Renkli kumaşlar, dikkat çeken bilezikler, ağır baharat kokuları… Afrika hep acı, hep yoksulluk. Tenekede evlerde oturan ve bir damla su için sırtlarında çocuklarıyla kilometrelerce yürüyen kadınlar.

Oysa dünya bu fotoğrafın dışında. Afrikalı iş kadınları sabahları topuklu ayakkabılarıyla iş toplantısına giderken Amerikalı bir kadın şiddetin ve yalnızlığın içinde bocalayabiliyor. Yani tek bir kadın fotoğrafı, ülkelere göre sınıflandırılmış kadın hayatları yok. Peki, bize neden gerçeği yansıtmayan hayatları anlatıyorlar? Cevabı çok basit. Kafalarındaki ideal kadın üzerinden toplumları yeniden tasarlamak için.

Kamuoyunda bir şeyi bin kez söylersen herkes inanır düşüncesi ile hareket ediyorlar. Bu yüzden de ideal batılı kadının sarı saçlarından ayakları için kullandığı kreme kadar santim santim güzelliği tasarlıyorlar. Çocukları Barbie bebekle oynayanlar bilir. Barbie’nin evi, arabası, köpeği, hafta sonu tatili, balosu hiç bitmez. Barbie bir masal kadar uzak da değildir. Hemen şuralarda bir yerde öyle bir hayat yaşanıyor izlenimiz veriyor. Sonraki iş onun nerede olduğunu aramakta...

Medya ve çeşitli bilgi kodlamalarıyla hepimize yapılan şey de o aslında. Birçok hayatı gösteriyorlar. Gösterilenlerin içinden en ideal olanı da Batılı kadının hayatı. Fakat arka planını çoğumuz bilmiyoruz. Bu kadınlar ne yaşıyor, şiddet oralarda nasıl, İslam’dan uzak hayatlarda toplumsal kabuller nasıl ilerliyor? Hiç birisini bilmiyoruz.

Dünyanın her yerinde güneş doğuyor ve hangi şartlar altında olursa olsun her evde kadınlar büyük sorumluluklar yaşıyor. Afrikalı annelerin evlerinin ve hayatlarının asgari ihtiyaçlarını karşılamak için verdiği emeği Avrupalı bir kadın trafik, iş ve çocuklar arasında bölünerek veriyor ya da Asyalı bir kadın toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlamak için çalışıyor.

Kısacası kadınlar için ülkelere göre ayrılmış denklemler yok. Yalnızca hayatı omuzlarında taşıyan kadınlar var ve hayatın altın tepside sunulduğu kadınlar. Adına ister kader deyin, ister ilahi adalet 21. yüzyılda uzak yakın her coğrafyadaki kadının işi zor. Yükü ağır.

Bu kadar farklı fotoğrafın, rengin, duruşun, hayatın olduğu 21. yüzyılda dünyadan kadın yüzleri bize ne anlatır? Mülteci bir kadının hikayesi ile kendi topraklarında kök salmış kadının hikayesi birbirini tutar mı? Pentagon’da insansız hava araçlarını kullanarak kilometrelerce uzaktaki ülkeleri bombalayan sonra da akli dengesini kaybeden  kadın pilotları ve mülteci kadınları düşününce kimin yükü diğerinden ağır? Kimin hayatı kayboldu, kiminki nerede başladı? İşte bu sorunun cevabını bulmak lazım.