Sivas`ın güzelliğini Hayat Ağacı dergisinin yayınladığı resimlerden hissedebilirsiniz...
Hissetmiyorsanız, nostaljiye hapsolup bu şehir hakkında konuşmak, Sivaslıcılık yapmak tam bir bilinçsizlik hâli yahut riyakârlık olur.
Devrimcilik toplumlar için bazen gerekebilir ama "devrimci kişilik" bir şehir, millet, hattâ insanlık için şarttır. Kelimeyi bütün olumsuz çağrışımlarına rağmen üstleniyor ve devrimci olmanın insanın kişiliğinin seviyesini belirlediğini düşünüyorum. Elbette olağanüstü bir varlıktan söz etmiyorum, varoluşundaki istiap haddini kullansın insan yeterlidir.
 Kelimeleri muallâkta bırakmak yaraşmaz; devrimcilik bir "Hak" mücadelesidir. İnsan kendini ne kadar hakikat çerçevesine yerleştirebilmek için ve daima kendi üzerinde çalışan bir heykeltraş gibi gayret ediyorsa o kadar devrimcidir. Allah daima inkılab yapar, âlem daima inkılab üzeredir; bu ahlaktan nasibi olduğu kadar da insan halifedir...
Bu şehirler neden yerle bir oldu diye düşündüğümde genellikle eski nesilleri suçlu bulurdum. Bugün, şu saat eski nesillerle yeni nesiller arasında herhangi bir fark olmadığını; yıkılan şehri üzerine tasarruf ve söz hakkını kullanmayan nesillerin, bir benzerinin, belki daha beterinin bugün de yaşadığını hissettim. Bugün sorumluluk hissetmeyenlerle, dünküler arasında en ufak bir fark yok. Ellerine eski idarecilerin sahip olduğu bakir şehirler, şimdiki "muhafazakâr”ların eline geçse kaldırımları bile işgal edebilecek iştah sahibi olduklarına dair en ufak bir şüphem kalmadı. 
Güncel ve dediklerime en iyi misal, Çifte Minareli Medrese`nin arda kalan duvarları üzerine kondurulan "baraka cafe"lerdir. Evet cafe... Yarın o cafelerde ne biçim muhafazakâr geyik muhabbetleri yapacaklar seyredersiniz.
Sami Aydın`ın ilk ciddi icraatı ne olacak diye bekliyordum...
Doğrusu "iyi şeyler" de olabilir diye suskundum...
Çıka çıka bayağı kârlı işletmeler olacağını düşündüğüm barakalar çıktı. 
Yakışmadı...
Buradan kimler nemalanacaktır o da birilerinin merakını mucip olabilir. Kaç muhafazakâr bir şekilde ecdadının iskeletinden kârlanacaktır; ihtar etmiş olayım, siz de seyredin.
Vakıflar izin vermiştir tabii... Hani siz, temellerin üzerine birkaç sıra taş dikildi diye itiraz etmiş, tarihi esere verilen zararı engellemiştiniz(!). Simdi o temeller üzerine baraka dikilirken pazar gününe mi denk geldi, cumartesine mi?
Ve bir de bu şehrin, şehirle eskisinden daha ilgisiz de olsa bir üniversitesi var...
Mimarlık Fakültesi de var...
Sivas gibi bir şehirde çalışmak istemeyen mimar olabileceğini bendeniz düşünemiyorum ama CÜ. Mimarlık’ta özellikle mimar olanlara kadro verilmez...
Mimarlık Fakültesi Mimarlık bölümünde mimar öğretim üyesi bir tanedir ve onun da hiç bir yetkisi yoktur; Şehir Ve Bölge Planlama Bölümü’nde ise ana dalda eleman yok… Tabii, üniversitemizin kurucularından merhum Rahmi Karahasanoğlu`nun kızı doktoralı mimar İclal Dinçer, tercih ederek Mimarlık Fakültesine gelmek istediği halde kaba bir şekilde reddedilmiştir. Bence üniversitenin işletme hakkını Kayseri’ye devretmek Sivas’ın geleceği açısından en iyi yol olur. Yakından biliyorum oradaki işleyişi ve özelde Mimarlık Fakültesini. Adamlar, öğrencilerimiz piyasa tecrübesini de bilsinler diye, Kayseri’nin en iyi ve zengin mimarına ayrıca ve zorla ders verdiriyorlar; sizler mukayese ediniz.
Üniversite yabancıların yönetimindedir ve ona itirazımız yok ama içinizde vefa gösterecek tek bir tane dahi Sivas`lı ve adamlık sahibi yoktu? Karanlık köşelerde her çeşit yönetimle pazarlıklı yaşayan şahsiyetsiz ve vurdumduymaz Sivaslılar, bilemem ne yüzle yarın seçimlerde kapıları gezecekler.
Netice: Sivaslılar, daha iyisini hak etmiyorlar, çünkü Sivaslı olup da şehri adına kişilikli bir tavır sergileyen akademisyenleri, milletvekilleri, hülasa seçkinleri yok. Bu seçkinler, kendilerini seçkinleştiren halkla ne kadar uyumlular değil mi?
Siz yine de şahsıma yönelik kininizi sürdürün ama ben şahsım için söylemedim. Kimin için söz söyledimse sizi, özellikle makam ve sorumluluk sahibi olanlarınızı O`na havale ediyorum... Benim hesabımın sizinle gibi görülmesi, şartların karşımıza sizi çıkardığındandır; şahıs olarak hiçbirinizi tanımam. Ben havalemi sağlam yaptım ve şu an en samimi halimle yaptım; işiniz gerçekten zor.
Uzun aradan sonra bir Sivas yazısı yazmak geldi içimden.
Dilimi ısırdım zehirlenebilirim.